Türkiye Aktivitesi
1027 ziyaret
1 online
Persecutor Ee
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

65 puan Koyu Mavi Kalem

Derecesi

116 [Toplam 1639 kişi]

Türkiye
Tümü(3)
Pinledikleri(0)
Persecutor Ee yazdı, 569 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
26 Ağu 15 18:00
Halkımız ve Yanımıza Kalanlar

Üzerine uzun zamandır yazmak istediğim, “bizim milletimiz…” diye başlayıp devamında kötü alışkanlıklarımızdan ve adaletsizliklerimizden dem vurduğumuz cümlelerin kurulmasının sebebi olan bir huyumuzdan bahsetmek istiyorum. Etik olmayan ya da tümden ahlak dışı sayılabilecek işlere kalkışırken kendimize sorduğumuz ve hesaplarımızda cebelleştiğimiz bir sorudur “Acaba yanıma kalır mı?”

Günümüzde tabii bu formuyla değil, “Sıkıntı çıkar mı?” şeklinde soruyoruz kendimize veya çevremizdekilere. Ve hayatımızın her alanına dağılmış bir şekilde bu soru. Tübitak’tan maddi destek alma peşinde koşan mühendislik öğrencisi, proje diye adlandırdığı pratik uygulaması sıfır olan “icat” müsveddesini “üstünde ufak değişiklikler yapıp 2 farklı projeyle de başvurabiliyormuşuz, sıkıntı çıkmaz diyorlar” diyerek kabul ettirip 2 kat para alma peşinde, yanına kalıp kalmayacağının hesabında.

E-5 dediğimiz D100 karayolunda gecenin bir saati önünde trafik gören “şoförler”, sıkıntı çıkmayacağını düşünerek dönüp ters yönden az önce yanından geçtikleri çıkışa doğru gidiyorlar. En sol şeritte dahi ters yönde ilerleyen bu şoförler, karşıdan gelenlerin sıkıntı çıkmadan durabileceğinden ve bu hareketlerinin yanlarına kalacağından eminler.

O zamanlar “Bir insan nasıl durup dururken böyle bir şey yapar?” sorusunu çok sordurtan Mersin’deki minibüs şoförü de, aracında tek kalan genç kızdan zevkini alıp, bunun yanına kalacağını düşünmüştü işte. Sıkıntı çıkmayacağını ve o kızcağızın susup ağlayacağını ya da adaletin ona ulaşamayacağını, kendisinin hayatına devam edeceğini düşünmüş olacak ki tecavüz gibi lanet bir suça kalkıştı. Ancak bugün “Özgecan” ismini duyunca hepimizin aklına aynı kişi ve aynı vahşet olayı geliyor. 16 yaşındaki Ukraynalı kıza “Eşimden daha güzeldi, hem de turistti” diye tecavüz eden adamda aynı şeyleri düşünüyordu.

Bu halkın kurnazlığının, vurdumduymazlığının, saygısızlığının, kural tanımazlığının, sayabileceğimiz bir çok kötü özelliğinin altında bu sebep var işte. Yanlış anlaşılmasın, bunları “Ne kadar pis bir milletiz” sonucunu çıkarmak için söylemiyorum. Ancak bir işin/hareketin/kötülüğün yanımıza kalacağını anladığımız anda, paçayı kurtarabileceğimiz yanılgısına düştüğümüz anda bütün adalet, ahlak, etik duygularımızı kaybedebiliyor, kimi örneklerde insanlığımızı dahi saniyeler içinde yitirebiliyoruz. Bu sorunun nasıl aşılabileceği ise ancak başka ve çok daha uzun bir yazının konusu olabilir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Ağu 15:44

Elinize sağlık.

Persecutor Ee yazdı, 561 kez açıldı, 5 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
27 Mar 15 03:00
Oyun ve Şi̇ke

Şike yaptıysa kulübü için yapmış olanlar, yıllardır küfür kıyamet sahayı kirleten, tek değeri topa vurabilmesi olanlar, memur anlayışıyla belli bir seviyede oynayıp hayatını sürdürenler, şuursuzca takım destekleyip kalabalıklaştıkça yapabilecekleri öngörülemez hale gelen taraftar grupları...

Son yıllarda Türk futbolu eşsiz karakterleriyle benzerine az rastlanır bir sirk halini aldı. İzleyenlerin problemlerine ya da aktörlerine bir tepki göstermediği, parçası olanların ortada bir sorun olduğunu örtbas etmeye çalıştığı bir sirk.

Belki şu an direkt olarak gündemde olmasa da hala travmasını gözlemleyebildiğimiz bir konu 3 Temmuz ile başlayan şike olayı. Öyle çok detaya girmeden bütün süreçte beni en çok düşündüren ve Türkiye'de futbol izleyen herkesin üstüne kafa yorması gerektiğini düşündüğüm bir sahneden bahsedeceğim. Aziz Yıldırım bir kalabalığa konuşma yapıyordu, tam olarak yerini ve detayını hatırlamıyorum ancak şöyle bir cümle kurdu konuşurken:"Şike yaptıysam Fenerbahçe için yaptım!" Dinleyen taraftarlar ve salon bu sözü alkışladı coşkulu bir şekilde. Hiç birinin alkışladıkları bu sözün ne anlama geldiğiyle ilgili en ufak bir fikrinin olduğunu sanmıyorum. Biri de durup ben ne yapıyorum demiyordu.

O insanların bu soruyu sorabilmesi için öncelikle "spor neden izlenir?", "taraftarlık nedir?", "şike nedir?" gibi soruların cevapları hakkında lakayıt bir kaç kalıptan öteye geçebilen cevaplar verebilecek kadar fikir sahibi olmaları gerekiyor. Bu noktada belki biraz işin felsefe girmek gerekiyor, ancak felsefe eğitiminin neden önemli olduğunun kanıtıyla da karşılıyoruz bu vesileyle. Çünkü dışarıdan bakınca hobisini ciddiye alıp, ortalamanın oldukça üstünde bir seviyede icra ederek muazzam miktarlarda para kazanan insanların oyunlarını izleyip sonucundan gururlanmak, üzülmek, öfkelenmek, ertesi gün işe gitmemek ya da telefonu duvara atıp kırmak çok saçma durabiliyor. (Beşiktaşlıları ayrı tutuyoruz burada :))

Futbol diye bir oyun öğreniyorsunuz. Bu oyunu seviyorsunuz, oynuyorsunuz kendinizi geliştirmeye çalışıyorsunuz belki. Her sporda olduğu gibi işin içinde rekabet var, sizden iyi oynayanları görüyor, onları izliyorsunuz. Oyundan zevk aldığınız için haliyle bu oyunu en iyi oynayanları da izlemek istiyorsunuz. Hayatlarını bu oyundan kazanan insanları görüyorsunuz. Bir takımın oyunu size diğerlerinden daha güzel geliyor, o takımı destekliyorsunuz. Sonra o takımdaki oyuncuları yetiştiren kulübü keşfediyorsunuz, o kulübün geleneğini, renklerini, efsanelerini. O geleneğin bir parçası olmak istiyor, o renkleri giyip o kulübü kişiliğinizin bir parçası haline getiriyorsunuz belki. Evet, buraya kadarı işin oldukça ideal haliydi. Babanız ya da abiniz tutuyor diye de seçmiş olabilirsiniz bir kulübü, bu bir şeyi değiştirmez. Değişmeyen şey oyunun kendisine ve desteklediğiniz kulübün o oyunu oynama geleneğine olan sevginizdir.

Şimdi biri çıkıp bana yukarıda yazanların neresinde şike yapmak, hile yapmak var, neresinde oyundan çok sonuç önemli, açıklasın lütfen. Ne zaman aldığınız sahte bir galibiyet oynanan futboldan daha önemli hale geldi? Nasıl bir insan gönül verdiği kulübün önüne sahte bir başarı koyup varlığının sebebini ve o kulübün renklerini giymiş herkesin emeklerini, sevgisini hiçe saymasına göz yumabilir?

Şikeyi Fenerbahçe için yapan, Fenerbahçe'ye karşı ve asırlık bir geleneğe rağmen yapmıştır. Bu durum ortaya çıktığında gerçeği öğrenmekten çok inkar etmeyi ve durumu örtbas etmeyi seçen, bütün bunlara rağmen hala aynı yöneticiyi kulübün başında tutan taraftarlar, belki de en büyük suçludur. Oyunu sevmedikleri için, geleneği umursamadıkları için...

Diyeceğim o ki; işin temeline indiğinizde bir topun peşinde koşan 22 kişiyi izlemek ve onlarla gönül bağı kurmak öyle çok saçma değil. Ancak işin temelini bilmek gerekiyor işte. Felsefe yapabilmek, sorgulayabilmek ve bunu yaparken ulaşacağın sonuçtan korkmamak önemli. Ulaştığınız sonucun sizi değiştirip değiştirmemesi, her zaman sizin elinizde.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Mar 15:55

4 yıl amatör kümede top oynadım ve hiç bir takımın fanatiği olmadım ve futbolun felsefesini de hic yapmadım. Zamanında hocamın dediği gibi futbolda para kazananlar ve parayı kazandıranlar vardır.Parayı kazanan olmadığınız sürece futbolla ilgilenmeyin

Persecutor Ee yazdı, 488 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
21 Mar 15 09:00
Sınav Eği̇ti̇m

Üniversiteye geçiş sınavına gireceğim dönem, her zamankinden daha fazla sorgulamıştım Türkiye'deki eğitim sistemini. Hatta gereğinden fazla kafa yordum diyebilirim. Diğerleri gibi "bu benim realitem, yapabileceğim bir şey yok" deyip önümdeki sorulara kafa yoramadım. Kendime bunun bir mantığı olduğunu kabul ettirmem gerekiyordu. Sonuçta mantıklı sayılabilecek bir açıklama bulmuştum ama yararı olmadı maalesef.

İşi gücü olan, çalışan, bir hiyerarşide yeri olan herkes üstlerinin verdiği kararları sorgular, hele bizim ülkemizde herkesin bu kararlar hakkında daha iyi olduğuna inandığı bir fikri vardır. Kime sorsanız yapılması gereken bariz bir şeyler vardır ama patron bu çözümü görmüyordur ya da ikna olmuyordur. Sistemin bu sorgulamayı ne kadar dikkate alması gerektiği tartışılır. Bir de gündemde başkanlık sistemi gibi bir konu varken eminim ilerleyen günlerde demokrasinin kusurları olduğu, şirketler ülkeler gibi yönetildiğinde nasıl bir görüntü çıkabileceği ya da ülkenin bir şirket gibi yönetildiğinde daha verimli olabileceği hakkında tartışmalar daha da çok olacak. Fakat patronların sadece verdikleri işi yapan elemanları tercih edeceklerine kuşku yok. Bütün iş güç arasında bir de elemanlarına vizyonunu açıklamak zorunda kalmak istemezler herhalde?

Bana okulda verdiği eğitimin yeterli olamadığı zorlukta bir sınav yapan, bu sınava hazırlanmak için beni kendi imkanlarımla daha iyi bir eğitim sunduğuna inanılan dershanelere gitmek zorunda bırakan, üstelik kendi okullarında sınava yakın tarihlerde öğrencilerin bu dershanelere daha fazla vakit ayırabilmesi için kolaylıklar sağlayarak kendi verdiği eğitimin başarısızlığını kabul eden bir eğitim sistemi vardı karşımda. Sordukları soruları çözmek, başarılı olmak için gereken şey bilgi, yorumlama, problem çözme yeteneğinden çok o soruyu çözme yöntemini ezberleyip ezberlemediğiniz ve bunu kaç saniyede yaptığınızdı. Ve bu sistem başarılı olmanız tek bir şeye bağlı; sınava hazırlandığınız dönemde hayatınızı ne kadar bu saçmalığa adayabildiğiniz.

Bu eğitim sistemi birey yetiştirmekten, idealde olması gereken "Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme" amacından çok "eleman" yetiştirmeye odaklanmış durumda. Milyonlarca gencin içinden çalışma temposu sömürülürcesine haksızca çalıştırılan işçilerin mesai saatlerine yakın olan bir kaç bin genç başarılı sayılıyor, ülkenin en seçkin üniversitelerine giriyor.

Buradan sonra çok büyük başarı hikayeleri de çıkıyor elbet, 4 dil bilip çift anadal yaparken bağlantıları, "torpilleri" olmadığı için staj yapacak yer bulamayanlar da. En güzel çağında sosyalleşememiş, hayatının o döneminden tat alamamış insanlar, başarılı olmak için yapması gereken belli şeyler olduğuna inanan, panelde konuşmacıya "2 dil biliyorum, x bölümünde okuyorum, şirketinizde çalışmak için hangi sertifikalar gerekyior?" gibi sorular soran gençler kalıyor elimizde.

Ben sistemin beni iş bitirmeye, önüme koyulan işi saçma da olsa kendini adayıp bitirmeye hazırladığını düşünmüştüm. Böyle bir mantığa oturtmaya çalışmıştım. Dediğim gibi, işe yaramadı. Çünkü bu da doğru gelmiyordu bana. Eminim kimseye doğru gelmeyecektir. Eğitim bundan fazlası olmalı.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
08 Eki 09:53

Nur Ceren

Puan: 124

Ben de üniversite sınavına hazırlanan bir öğrenciyim ve düşünmeden duramadığım içinde olduğumuz bu durumu çok güzel anlatmışsınız, teşekkürler.

25 Mar 17:11

on numara yazı olmuş