Türkiye Aktivitesi
1310 ziyaret
1 online
Fatma Nur Sarı
aristokrat keçi

Türkiye Puanı

83 puan Mavi Kalem

Derecesi

97 [Toplam 1625 kişi]

Türkiye
Tümü(4)
Fatma Nur Sarı yazdı, 3 misafir olmak üzere 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
23 Şub 16 21:00
Allah'ın Verdiğini Kuldan Esirgemek

Herkese merhaba! Şairin deyişiyle yine “canımın çekirdeğinde diken, gözümün bebeğinde sitem var”. Ey ahali! Kulak verin. Size bir maruzatım var!

Babam 1 Kasım’dan sonra -sevincinin diyeti olarak herhalde- televizyonu toptan kapatınca koca evin gündemle bağlantısını sağlamak bana kaldı. Twitter’ı diyorum. Fakat bilirsiniz, twitter’a giren bambaşka bir gündeme tutulup kalır. Bu aralar müslümanlar arasında Suriye meselesinden mütevellit bir ayrılık baş gösterdi. (Müslümanlar diyorum zira İslamcı tabirine bir türlü alışamadım, ısınamadım. Şu jargonu da bir türlü kapamadım.) E bir taraf ‘Esed ya geberecek, ya geberecek!’ derken; öbür taraf ‘Belli mi olur, belki Esed’le de olur, illâki bir yolu bulunur!’ deyince kaçınılmazdı zaten.

Evvelâ, onca insanın katiliyle hiçbir türlü olmaz şeklinde şahsî kanaatimi belirtmek isterim. O insanların acısı üzerinden yüce gönüllülük oynayamam. Kusuruma bakmayacaksınız artık. Suriye halkı adına karar vermek haddim değil. Ha, ama birtakım insanlar reel politikten acayip anlıyordur, bu işin kitabını yalamış yutmuştur yahut bizim gibi sıradan insanların anlamadığı ipince hislere sahiptir, kelimeleri ağlatıyordur falan, ne bileyim muazzam bir şiirsellikle başka bir yolun mümkün olduğunu ifade edebiliyordur... Orasına karışmam. Nitekim herkesin kendi vicdanı.

Vicdan onların, onların olmasına ama çok affedersiniz akıl da benim. Akla ziyan karşı ataklar görüyorum ben bu mavi ekran veren sosyal mecrada. Kime itiraz etmeye kalksan ‘anlaşılamadı’ olup elinde patlıyor. Ya Hu, bal gibi anladım. Dümdüz laf işte. Nesini anlamayacakmışım! Yok! Katiyyen değil! ‘Kendisinin bu sözü kamuoyu tarafından ne yazık ki doğru anlaşılamadı!’ Daha fazla ısrar ederseniz, bir kral değil belki ama bir kralcı, kalemine sürdüğü en saçma genellemeleri üzerinize yağdıracak. O yüzden sakın yapmayın. Perişan olacağınızdan demiyorum. Muhtemelen savurduğu şöylesiniz böylesiniz ithamları size pek dokunmayacak ya, siz yine de boşverin. Karşınızdaki insanın düştüğü durumu görmeye dayanamayabilirsiniz.

Yanlış anlaşılmasın. İşbu yazı Suriye bahsindeki hararetli tartışmadan sonra kaleme alınmıştır lakin sadece bu bahisle alakalı değildir. Adını ulu ulu harflerle göklere yazdığımız ve eleştirilemez saydığımız kim varsa hepsini kapsasın mümkünse, insaf ve saygı dahilinde. O çok sevgili ablalar abiler, o pek değerli yazarlar entelektüeller de eminim bunu daha önce en az bir kere dile getirmişlerdir. Bu yüzden burada tekrarlamakta bir beis görmüyorum. Şöyle ki; insan hatalarıyla insandır. Bu durumda sevdiğimiz insanları hatasız göstermeye çalışmamız hayli ironik sanki. İnsanoğlu hatadan münezzeh değil. “Hata yapmak fırsatını Adem’e veren Sendin” diyen şair dahil.

Yani demem o ki, kendinizi çok yoruyorsunuz. Oysa hiç lüzum yok böyle şeylere. Saygılar efendim.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Fatma Nur Sarı yazdı, 3 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
6 Oca 16 01:00
Nerede O 'Yeni Yıl'lar!

21. yüzyıla çentik atmaya devam ediyoruz. Ya rakamlar bizimle dalga geçiyor ya da biz öyle gelişine saydırıyoruz. Birileri yeni bir yıldan bahsediyor, bizse gülüp geçiyoruz.

Yüzyıldan fazladır buralara yeni bir yılın uğradığını sanmıyorum. Hesabını tutamam yani, o kadar uzun zamandır. Çünkü her şeyi hatırlıyoruz. Hepimiz.

Ben bile -dünkü çocuk- Irak’ın işgalini hatırlıyorum. Amerikan askerleri tarafından tecavüze uğrayan Iraklı bir kadın “Gelin, bizi öldürün. Bu utançla yaşatmayın.” diye mektup yazmıştı dünyaya. O günden beri o utançla yaşıyorum. İsrail’in Lübnan’a saldırdığı yılı hatırlıyorum. Bir apartmanın enkazından çıkarılan bebek cesedi hâlâ gözümün önünde. ‘Mavi emzikli bebek’ olarak kaldı yavrucağın adı. Her şeyden habersiz, bu dünyadan uçup gittiğiyle avunuyorum. Benim güzel memleketimde, gelen her şehit haberinden sonra gördüğüm aynı mütevazı fakir evi, aynı mahcup ana baba yüzü, aynı sessiz keder kazındı içime. Asla ödeyemeyeceğim bir borcun altında eziliyorum. Sadece şahit olduklarımı değil elbette, yıllardır dinlediklerimi de hatırlıyorum. Biz yaşadıklarımızdan çok dinlediklerimizin yorgunuyuz ya zaten.

Yeni yıl diye bir şey yok. Bizi boyası solmuş Şahin’den indiriyorlar. Üzerine iki boya bir cila atıp yine aynı Şahin’e bindiriyorlar. Biz de Mercedes’e binmiş gibi hâllere giriyoruz. Değişen hiçbir şey yok. Biz de biliyoruz bal gibi. Ama değiştiğine inanmak hoşumuza gidiyor. Sahneyi bozmuyoruz.

Her sene allayıp pullayıp yeni bir televizyon satıyorlar. Sonra dönüp dönüp aynı filmi seyrettiriyorlar. Yalnızca dün Irak’tı adı; bugün Suriye oluyor. Ama biz unutmadığımız sürece o film hep aynı film. Yani, yeni yıl diye bir şey olması için her şeyi unutmamız gerek. Her şeyin geride, eskide kaldığını kabullenip yeniden başlamamız gerek. Gerçi öyle demiyorlar mı zaten en tatlı ses tonlarıyla ‘Yeni yıl yeni bir başlangıç olsun’? Yaşamak için unutmamız gerektiğini söylüyorlar bize. Hatırlamak için yaşayan hepimize. Öldüğümüzü görüyorlar. Oysa yeniden dirileceğimizi bilmiyorlar!

Kavafis diyor ya hani; “Yeni ülkeler bulamayacaksın, başka denizler bulamayacaksın.

Bu kent peşini bırakmayacak. Aynı sokaklarda dolaşacaksın.

Aynı mahallede yaşlanacaksın;

aynı evlerde kır düşecek saçlarına.

Bu kenttir gidip gideceğin yer. Bir başkasınıumma“

Tarih peşimizi bırakmayacak. Aynı acıları yaşayıp duracağız. Değil yeni bir yıl; yeni bir saat bile olmayacak bizim için. Evet. Hatırladığımız sürece. Ve nihayet bir gün, kaldığımız yeri hatırlayıncaya dek.. ve nihayet bir gün, hatırladığımız yerden dimdik doğruluncaya dek!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
07 Oca 19:26

Teşekkür ederim. Biraz arabesk bir ruh hâli içindeyken, ağzımdan çıkıvermiş bir şeydi.

06 Oca 22:27

Samimi bir yazı, tebrikler. Şahin araba bölümünde biraz da güldürdü.

Fatma Nur Sarı yazdı, 5 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
12 Ağu 15 10:00
Sormadınız Madem Söyleyeyim

Seçimden sonra, mütemâdiyen, kaybedilen oyların mevzû edilmesine yeterince bozulmuştum zaten. Varsa yoksa “Nereye gitti bu oylar?”dı! Yâ Hû hep mi gidenler kıymetli olurdu? Vefânın, her şeye rağmen destek olmanın, yanında durmanın hiç mi kıymeti yoktu? Kimine göre didaktik takılan, kimine göre naz makamından çalan bir grup seçmen en birinci meselemiz hâline gelivermişti. Vay efendim niçin küsmüşler, aman da hangi lafa alınmışlar, tüh tüh neyi beğenmemişler, aa bak bak neler de söylemek ister gibiymişler... Kimsenin benim biricik oyumu umursadığı yoktu!

Evet, bir oyum vardı. Doğru. Ne bir eksik ne bir fazla; tek bir oy. Fakat niçin gocunacakmışım? Oyumun hakkını çiğnetemezdim. Benim bir oyum, onun bir oyu, öbürünün, ötekinin, berikinin derken, bir oy bir oy büyüyen bir % 41’dik neticede biz. Bizim anlatmak istediklerimiz ne olacaktı peki? Yarım bıraktığımız cümleler, üç noktalarımız??? İllâ küsüp gitmemiz mi lâzımdı dikkate alınmak için? Yine de kaldık, yine de safları terk etmedik diye kabâhatin büyüğünü biz mi işlemiştik yani?

Kimseciklerin bizi hesaba kattığı yoktu. Ne yapsak, nasıl etsek de gidenleri geri döndürsek; iki lafın ikisi de buydu. Gidenin niye gittiğini soruyordu herkes. Kalanın sebebini merak eden bir Allah’ın kulu yoktu. Sanırsın biz durduğumuz yere çakılıydık! Bizim de çok şükür elimiz ayağımız tutuyordu. Biz de bilirdik darılıp gitmesini hâlbuki. Ama işte her hâlükârdaydık biz, elde var % 41’dik, cepteydik, çantada kekliktik, el mecbûrduk. Kırılsa da yen içinde kalan kol biz oluyorduk ki; küssek de kalırdık ölsek de.

Bak, orası öyle! Ölsek kalırdık. Senelerce, öz vatanında garip öz vatanında parya olarak yaşamak zorunda kalmış insanlardık. Zîra ölümü görmüş ama sıtmaya razı olmamıştık. Direnmiş, mücadele etmiş, kurbanlar vermiştik. Yani ölmek mesele değildi. İcâb ederse ölürdük de, gerek yoktu şimdi. Hem mevzû başkaydı. Onca zaman gözümüzden sakınıp üstüne titrediğimiz oyumuz ellere yâr edilmek üzereydi. Ölmenin sırası falan değildi henüz!

Katlanmakta epeyce güçlük çektiğim koalisyon görüşmeleri, dün gece (10 ağustos gecesi) itibâriyle tarifi mümkün olmayan bir noktaya geldi. Laf olsun diye demiyorum ya. Partilerden, nihâyet şu noktaya geldik, diyenini duydunuz mu siz? Ben duymadım doğrusu. Dün ilk açıklamayı Haluk Koç yaptı. Pek takip edemedim. Herhâlde yine ‘milletimizin, memleketimizin yüksek menfaatleri için her türlü fedâkârlığı yapmaya hazırız’ nev’inden büyük büyük laflar yuvarlamıştır. Aradan ‘kurulacak geniş tabanlı bir hükümet’ ifadesini seçebildim. Bu kadarı bile içimi daraltmaya yetti.

Al işte, yine bize bir şey soran yok, oyumuzla rezîl oluyoruz diye ayılıp bayılacak değilim şurada. ‘Biz var ya biz, kaç kişiyiz biliyor musunuz!!’ havalarına girecek de değilim. Ama hani olur da, olmaz dediğimiz, ihtimâl dahi vermediğimiz gerçek olursa diye söylüyorum. Bu defa herkesin bildiğini söyleme işini şaire bırakmıyorum, ben söylüyorum: Aldığı oyun çoğunu bu milletin CHP elinden çektiği ezâ ve cefâ üzerinden toplayan, üstelik seçim politikasını külliyyen CHP’nin temsîl ettiği Eski Türkiye karşıtlığı üzerine kuran AK Parti, yüzümüze baka baka, “Kim verirse versin be CHP’ye, biz vermedik işte!” diye göğsümüzü gere gere ilân ettiğimiz oyumuzu, koalisyon kurmak sûretiyle CHP’ye peşkeş çekerse, feriştahı gelse daha da tutamaz elindeki %41’i! O yaşında kalkıp mitinge gelen, gözü yaşlı ağzı dualı ak sakallı amcaların, ak tülbentli teyzelerin onurlu duruşunu çiğnetmenin affı olmaz! Alay etmenin bile bir raconu varsa; şehit haberlerinin her gün, üstelik üçer beşer geldiği, milletin yüreği ağzında beklediği böylesi bir dönemde HDP’nin dümenine girmiş bir CHP ile değil hükümet kurmak, şu istikşâfî zırvasını sürdürmek bile hiçbir racona sığmaz!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
14 Ağu 00:16

Öyle, Bulut Bey. Bize düşen beklemek. Mevlâm hayırlısını göstersin.

13 Ağu 23:01

Bulut Sever

Puan: 4848

Cem-i zıddeyn muhaldir, demişler. Açıklanan bu sonuca şaşıran kendine bir daha baksın. Pek uygun oldu bizce. Bekleyip görelim.

Fatma Nur Sarı yazdı, 7 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
31 Tem 15 16:00
Bin Rivâyet Bir Hikâye

Gözümüzü acıya açtık. Göğümüze masallar değil, kederler dizdik. Ne çok şey yaşamıştı bizden öncekiler, ne çok zulme şâhit tutulmuştu! Onlar bu şehâdetin verdiği yetkiyle anlattıkça, biz ezildik, küçüldük. Toy dimağlarımız evvelâ korkuyu bildi. Onlar yenilmişti ya bir defa; biz de kafadan yeniktik!

Dinledik, dinledik, dinledik. Anlatacak çok şey vardı. Çok acı birikmişti. Bir neslin güç yetiremeyeceği kadar çok. Biz de omuz verdik geçmişin acılarına. Öyle sandık. Geçmişin geçtiğini sandık. Acıların, zulümlerin geçmişte kaldığı sandık. Çünkü, hani bizden öncekiler o kadar çok acı çekmişti ki; bunca acı bizim bile acıdan yana hakkımızı doldurmaya yeterdi.

Çok ezilmiş, çok horlanmıştık bundan önce. Herkes böyle söylüyordu. Öyleyse, sevinme sırası bize gelmiş olmalıydı. Sonunda gelmiş olmalıydı ve biz o zamana erişecek kadar talihli olmuş olmalıydık. Tamı tamına böyle olmalıydı ama böyle olması gerektiği böyle olacağı anlamına gelmezmiş işte!

Her neslin acıdan yana nasibi ayrıymış meğer. Her nesil kendi acısıyla sınanırmış. Herkesin sırası varmış sadece ve sıra bize gelmiş nihâyet. Duyduklarımız göreceklerimize delâlet; şimdi, biz de, çaresiz, acı feleğinden geçiyoruz çemberin. Şâhitlik sırası bizde.

Oysa, şâhit olduğumuz ve olacağımız acılardan daha acısı, bizden çocuklarımıza ne çok acı kalacağı. Zira, tahayyül dahi edemiyorum. Geçen zaman, yalnızca müstakbel evlatlarımızın sırtındaki yükü çoğaltıyor. Bir köşede yığılan bu acıları bir gün sırtlanmak mecburiyetinde kalacaklarından bîhaber, dünyaya gelmeyi bekliyorlar. Ne yazık! Böylece onların yerine de ben üzülüyorum. Ben ki onca dert dinledim yıkılmadım; anlatmak mecburiyetinde kalacağım tek bir hakîkatin yükünü taşıyamıyorum.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
31 Tem 22:02

O kadar net söylemiş ki içerledim. Herkesin bildiği ama bilmezden gelmek istediği şeyler vardır. Benim bilmezden gelme hakkımı elimden almış zât-ı âlileri.

31 Tem 18:27

Schopenhauer "dünya çocuk getirilmeyecek kadar kötü biryerdir." Diyordu,anımsadım...