Türkiye Aktivitesi
466 ziyaret
1 online
Fatma Nur Sarı
aristokrat keçi

Edebiyat Puanı

125 puan Eflatun Kalem

Derecesi

45 [Toplam 182 kişi]

Edebiyat
Tümü(3)
Pinledikleri(0)
Fatma Nur Sarı yazdı, 3 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
21 Ara 15 21:00
Sormayan Ne Bilsin!

Âlemin dilinde bir “en uzun gece”. Ahali dursun, dinlesinler. Kim bilir bu en uzun geceyi,demesinler. İşte, dedem Fuzûlî’nin sözü buradadır : “Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir/ Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at.” Herkesin sözüne itibar etmesinler.

Işığı gören fakat ona uzanamayan Rahip Bahira’ya, Varaka bin Nevfel’e sorsunlar. Bitmeyen geceyi, gelmeyen gündüzü en iyi onlar bilir. Âkif bilir beklemeyi, feryâdı dilinde: “Yâ Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabahı?”. Ona sorsunlar. Selânik’te bir sarayda mahpus Ulu Hakan, İstanbul’dan haber bekler. Bir gece ânsızın, yurdundan sürülen son sultân Vahidüddin Han’a sorsunlar. Vatan toprağına hasret yaşayan ve ölenlere sorsunlar.

Firavun sarayındaki Asiye’ye, eli karnında utanç içinde şehri terk eden Meryem’e, Hira’dan titreyerek dönen El-Emîn’i (s.a.v.) örtülere saran Hatice’ye (r.a.), Rasûlullah’ın (s.a.v.) yetimi Fâtımâ’ya (r.a.) sorsunlar.

Şimdi kim bilir ahde vefâyı! Dosta, sadığa sorsunlar. Peygamber’in (s.a.v.) yatağında ölümü bekleyen Ali’ye (k.v.), mağarada Peygamber’e (s.a.v.) yârenlik eden Ebûbekir’e (r.a.), Peygamber’i evinde misafir etme şerefine nail olan Eyüb el-Ensarî’ye (r.a.) sorsunlar. Ve vahiy kesildiğinde Rasûlullah’a (s.a.v.) sorsunlar ki nedir karanlık!

Hüzünler Evi’ndeki Yakub’a (a.s.) sorsunlar. Kuyudaki Yûsuf’a (a.s.) sorsunlar. Seneler sonra, gözleri görmez olmuş, güzelliği yitip gitmiş, sokaklarda sersefil Yûsuf’unu (a.s.) bekleyen Züleyhâ’ya sorsunlar. Aşığa sorsunlar!

Edebâli dergâhındaki Osmancık’a, İstanbul kapısındaki genç Sultân’a sorsunlar. Mısır yolcusu Yavuz’a sorsunlar, bir işaret ümidiyle karşılanan ve işaret gelmedikçe uzayan, kararan geceleri.

Zalimin önünde boyun eğmeyen adamlara sorsunlar. Şehadete vâsıl olan yiğitlere sorsunlar. Mübariz İbrahimov’a, Cevher Dudayev’e, Ömer Muhtar’a sorsunlar. Savunmasını yırtıp atan İskilipli Âtıf Hoca’ya, tabutluklara kapatılan Süleyman Hilmi Tunahan’a, memleketin o köşesinden öbür köşesine sürülen Said Nursî’ye sorsunlar. Torununa Kur’ân öğretmesi yasaklanmış dedeye, okul kapısında coplanan kızlara sorsunlar. Hep susan, hep sineye çeken şu millete sorsunlar!

Ümmetin son asrına sorsunlar. Sabredenlere, sabretmeyi bilenlere sorsunlar. Sapanla tank kovalayan küçük mücahitlere; Filistin’in, Çeçenistan’ın çocuklarına sorsunlar. Halepçe’nin, Hama’nın masumlarına sorsunlar. Srebrenitsa’ya, Başbağlar’a sorsunlar. Mostar’a, Boraltan’a sorsunlar. Batının ve doğunun bütün mazlumlarına sorsunlar!

Oğlunun, kocasının kemiklerini toplu mezarlardan toplayan Bosnalı analara, elinden ağlamaktan başka bir şey gelmeyen Arakanlı babalara sorsunlar. Kardeşlerinin acısını boynu bükük seyreden Müslümanlara sorsunlar. Başı yerde dişlerini sıkan adamlara ve güçsüz kollarını dizlerine vuran kadınlara sorsunlar!

Hastalara sorsunlar. Hastane odalarında yüzleri solgun bekleyen hasta yakınlarına sorsunlar. Bebeğinin doğumunu bekleyen bir anneye sorsunlar. Evlâdının ölüsünden dahi mahrum bırakılan annelere sorsunlar. Dağları deviren fakirliğe yenilen adamlara sorsunlar.

Soracak biri illâki bulunursa da, derdi bilmeyene sormasınlar! İşte, dedem Fuzûlî’nin sözü buradadır : Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir/ Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç sâ'at!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Oca 15:14

Misafir

1

Fatma Nur Sarı yazdı, 6 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
1 Ara 15 01:00
"insan Hayretidir"

Ailemden, evimden uzakta geçirdiğim ilk kıştı. İstanbul’daydım. Hava günden güne soğudu. İnsanın içini bıçak gibi kesecek raddeye geldi. Okuldaydım o gün. Kar başladı. Ortalık yavaş yavaş ağardı. Kışın kasveti dağıldı. Koridordaki pencerenin önünde durmuş, kelebekler misali havada uçuşan kar tanelerini izliyordum. Kimsecikler yoktu etrafta. Meydan onların resitali için hususi olarak boşaltılmıştı sanki. Fakat baktım, birileri var bahçede. Birkaç Afrikalı öğrenci. Ya Rabbim! Nasıl mutlulardı! Çocuklar gibi oradan oraya koşuşturuyorlar, sevinç çığlıkları atıyorlardı. Belki hayatlarında ilk defa karın yağışına şahit oluyorlardı.

Oysa ben ne bilirdim karı! Belki on belki on beş yılda bir, beyaz bir tül gibi inip kalkmıştır şehrin üzerine. Göz açıp kapayıncaya kadar eriyip gitmiştir. Hayal gibi, bir vardır bir yoktur. Benim de ilk hakiki kar tecrübemdi yani. Ben de ilk defa bu kadar gerçek, bu kadar yakından görüyordum karı. Hâlbuki ben, onların aksine, her gün her saat görmeye alıştığım herhangi bir şey gibi, büyük bir sükûnetle ve metanetle karşılamıştım bu ilk karı.

İnsanoğlu ne haddini biliyor ne de hakkını! Her şeyi böylesine sükûnet ve metanetle karşılamaya hakkımız yok zira. Bu kar, bu yağmur, bu güneş, bu rüzgâr… bütün bunlar sıradan, küçük şeyler değil. Hepsi ama hepsi birer mucize. Mucize, evet. Mucize ya!

Allah’ın yarattığı her şey mucizedir, biz insanlar için. Akan su mucizedir. Şu ırmak ki şehri bereketlendirir; mucizedir. İllâ Kızıldeniz’in yarılması mı gerekli hayret etmek için? Doğan her çocuk, apaçık bir mucizedir. İllâ Hz. İsa gibi babasız mı doğmalı, bunu idrak edebilmemiz için? Üzerimizdeki gök; gündüz güneş, bulutlar, gece yıldızlar ve ay ile orada öylece duran, daima ve her yerden bize bakan bir mucizedir. Ay, Peygamber (s.a.v.)’in iki parmağıyla ikiye bölünmeyince, gökyüzünün seyretmeye değer bir yanı kalmadı mı yani? İçimiz bu kadar köreldi mi?

Bir şeyi anlamamız lazım. Allah, bir şeyin olmasını dilerse, “ol!” der ve o şey oluverir. Dilerse sebepleri yaratır, dilerse yaratmaz. O’nun için zor yoktur. Bizimse ne gökten düşene hükmümüz geçer ne yerde bitene gücümüz yeter. Bu yüzden, Allah’ın yarattığı ne varsa, O’nun kudretinin ve bu kudret karşısında bizim acziyetimizin tescilidir. Bu yüzden, bizim gibi aciz varlıklar için O’nun kudreti dahilindeki her şey olağanüstüdür. Mucizedir!

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Allah’ım hayretimi arttır!” diye dua edermiş. İnsan ancak hayret nazarıyla baktığında fark ediyor, etrafında ne çok mucize olduğunu. Ve onca mucizeyi nasıl sıradanlaştırdığını… O Afrikalı öğrencilerin çocuk sevincinde, ben kendi hoyratlığımı gördüm. Ruhum kaskatı kesilmiş meğer. Kibirli, küstah bir nazarla bakar olmuşum yeryüzüne, gökyüzüne. Hayret etmeyi unutmuşum. Oysa insan, hayret ettiği müddetçe acizliğini görüyor. Acziyetini idrak edip Rabbini bilince, işte o zaman ancak kulluğunun bilincine varıyor ve sahiden insan oluyor! Velhâsıl “İnsan, hayretidir.”

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
01 Ara 14:14

Teşekkür ederim.

01 Ara 11:39

Kalemine Sağlık

Fatma Nur Sarı yazdı, 4 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
22 Kas 15 21:00
Ne Kaldı Geriye?

Onca yıldan geriye ne kaldı? Sevilme budalası bir kalp. Züleyha’ya adanmışken, Leyla’ya satılan bu benim kalbim.

On bir yaşında da yirmi bir yaşında da aynı çok bilmişlikle yaşayan –çocuk mu desem kadın mı- bir kız. Dövsen bir türlü sevsen bir türlü. Ruhlara karışıp gitmiş daha dünyadayken. Sanıyor ki bu onun cesareti. Hıh! Nasıl korkuyor halbuki! Gerçeklerden nasıl korkuyor. Olumsuz ihtimallerden, yıkılan hayaller ve kırılan ümitlerden. Deli gibi korkuyor incinmekten. Ama bilmiyor. Uzun bir süre daha bilmeyecek. Evvela yüksek zanları devrilecek. Evvela o çok güvendiği ruhu eriyip bitecek. Evvela mütevazi kalbi kibirle kendinden geçecek. Evvela burnu bir iyice sürtülecek. Evvela sevdiğinden ziyade sevilecek!

Seneler sonra ne kaldı bende? Bir sürü lüzumsuz ayrıntı, hafızamda. Yığınla karşılıksız kelime, içimde. Bir bütün halinde sefalet, yarım yamalak hikayelerden geriye. Kimi çok gerçek, kimi silme yalan. Bazısı aşıktan, bazısı maşuktan mahrum. Can acısı, her hazin aşkla tazelenen. Hatırlayarak geçecek bir ömür. Ve unutmalarını dileyerek. Bazen şükür, bazen sitem. En ziyade tereddüt fakat. Daima dipdiri kalacak. Daima beni sınayacak.

Son söz minnet mi olmalı yoksa öyle gururu elden bırakmayıp nispet mi yapmalı, bilemedim. Sevdiği adam tarafından uyuşturucuya alıştırılan kadınları bilirsiniz. Böylece her şeyi yaptırabilir o adam kadına. Oysa buna hiç gerek yok. Çok daha kolay, çok daha temiz bir yolu var bu işin. Varmış. Evet. Bugün ben size sevildiği adam tarafında sevilme müptelası yapılan ve bir daha iflah olmayan bir kadını anlattım. Anlattıklarımı anladıysanız, muhtemelen benzer şeyler yaşamışsınızdır. Anlattıklarımı anladıysanız, sizin için üzgünüm.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
22 Kas 21:58

Teşekkür ederim.

22 Kas 21:04

Kalemine Sağlık..