Türkiye Aktivitesi
6482 ziyaret
1 online
Kürşat Koyuncu
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

31755 puan Kırmızı Kalem

Derecesi

1 [Toplam 1626 kişi]

Türkiye
Medya(1)
Pinledikleri(0)
Kürşat Koyuncu yazdı, 9 misafir olmak üzere 23 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 May 16 18:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31755

Babam Linkedın'e Üye Olsaydı
060acd73f9d6dcf77fb14c661f451e571462971811

060acd73f9d6dcf77fb14c661f451e571462971811

Babam çobanlık yaptığı dönemde LinkedIn olsa ve oraya üye olsaydı, muhtemelen mesleğine "Herd Manager" yazardı. bunu nereden biliyorum? Bilemiyorum tabi ki, bu sadece bir tahmin. Konuyu biraz açmak istiyorum. Belki bu konuda sizinde bir fikriniz oluşur.

Müsaadenizle konu açarken bir yandan da birki çayımı yudumlayacağım. Aslında biraz süt olsa hiç fena olmazdı. Bu arada eskiden çaya süt katmışlığımda vardırr. Peki, ben bu İngiliz asilzadesi özelliklerini nerede edindim? Sülalemde böyle huyları olan insanlar yok. Annemin ve babamın aileleri köylerinde yaşayan diğer sakinler ne kadar varlıklıysa onlar da o kadara varlıklılarmış. gerçi baba tarafım biraz da garibanmış. Geçenlerde CV'lerine baktım, iş tecrübesi kısmında hep çobanlık yazıyor, ta ki babama kadar. Aslında o da askere gidene kadar çobanlık yapmış, askerden sonra Ankara'ya gelip işe girmiş. Bu arada bir sır vereyim. Annem ısrarcı olmasa babam Ankara'ya gelmez ve çobanlığa devam edermiş. Her neyse, yukarıdaki soruya şöyle bir yorumum -belki de beklentim- var. Doğduğum sıralar Ankara Büyük Doğum'aİngiliz bir ailenin gelmesi, yeni doğna çocuklarının karışması ve olayların gelişmesi... Neden bu yorum? Çünkü çağdaş, ilerici, batılı ve modern bir insan olmak için aldığım eğitim bunu gerektirir. Aksi durum kabul edilemez değil mi?

Aslında bu modernlikten ne anladığımızı çok iyi yansıtan örnekler var. Bunlardan bir tanesi, Tanpınar’ın klasik romanı “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”nün kahramanı Hayri İrdal’ın ilk karısı Emine öldükten sonra, İspritizma Cemiyeti’nde tanışıp evlendiği ikinci karısı Pakize’dir. Pakize’nin hayat hakkında herhangi bir fikri yoktur. Pakize’nin hayatta sevdiği tek şey, modernizmin bir ürünü olan sinemadır. Hayri İrdal’ın tabiriyle Pakize, “sinemanın sade terbiye değil, tatmin de ettiği bir insandır.” Beyaz perdenin karşısında seyrettiklerinden adeta kendinden geçer; hatta gerçekle, seyrettiği macerayı birbirinden ayıramayacak hale gelebilmektedir; tıpkı günümüzün modern insanının dünyanın büyün olaylarının sadece Twitter, Facebook gibi sanal ortamlarda dolananlardan ibaret olduğunu düşünmesi gibi. Örneğin, Palmira’da klasik müzik konserini çılgınca alkışlarken aynı saatlerde İdlib’de çadırkentin bombalamasını kimse umursamadı bile. Çünkü modern olmak bunu gerektirirdi.

Romanda Pakize, Hayri İrdal’ın ağzından anlatılır. İrdal, karasının gençliğinden, güzelliğinden bahseder ama aile içi görevleri yerinen getirememesini de şikâyet eder. Yine Pakize’nin İspanyol dansına olan ilgisini belirtirken onun aslında “doğru dürüst yürümesini bilmeyen, bastığı yeri görmeyen bir insan” olarak tanımlar.

Doğru düzgün yürümesini öğrenmeden modernleşince aydınlanıp bir süre yere paralel havada uçtuk. Bu uçuş bize ne kazandırdı? Mesela, Yozgatlıdan Yozgatlı gibi değil de Masailer’den bahseder gibi bahsettik ve bu şekilde aydın olduk. Gerçi memlekette üniversitelerin takı tasarım bölümündeki akademisyen bile Heisenberg’in belirsizlik ilkesi konusunda size atarlı giderli cümleler kurabilir. Akademik demişken küçük bir parantez açmak isterim. Akademik tuvalet diye bir şey var. Nereden biliyorsun, derseniz. Msc’yim oradan biliyorum. Hatta o sıralar Phd karikatürlerine ve esprilerine güldüğüm de doğrudur. Neden? Çünkü statüm bunu gerektiriyordu. Neyse konuyu dağıtmayayım. Oraya, elinde anahtarı olan belirli sayıdaki kişiler girebilir. Hatta bazılarına Phd ve Msc öğrencileri bile giremez. Neyse fazla eleştirmeyeyim. Muhtemelen ben de akademisyen olsam o tuvaleti kullanırdım. Sıradan bir lisans öğrencisiyle aynı tuvaleti kullanacak değilim ya! Parantezi kapatabiliriz.

Modernleşmemiz bilgi değil de fikir düzeyinde olunca her konu da ahkâm kesebileceğimizin hakkını kendimizde görebiliyoruz, bunun mantıklı olup olmasının bir önemi yok. Mesela, birkaç gün önce İzmir Büyükşehir Belediyesi Hıdırellez’de Laiklik için zincir oluşturabiliyor. Burada Belediye Başkanına seküler bir dille küçük bir açıklama yapmak isterim. Beyefendi, şimdi bu “Hıdırellez” denilen fenomen, peygamber olduklarını iddia eden Hızır ve İlyas adındaki iki kişinin buluştuğu günü temsil ediyor. No brain, no pain. Nokta!

İşte böyle düşe kalka akşam ediyoruz. Sonra yorgun argın kafamızı yastığa koyduğumuzda gelsin rüyalar, gitsin kâbuslar. İşte burada Oğuz Atay’ın ünlü karakteri Turgut Özben ve onun meşhur ‘Abdülhamit rüyası’ devreye giriyor. Turgut rüyasında Abdülhamit’i görüyor ve biraz ürküyor. Sonra şunları söylüyor: “ben Cumhuriyet çocuğuyum, ben Cumhuriyet çocuğuyum.” Turgut: “Yaptığımız bütün devrimlerin aslı yok mu dersiniz?” diye sorar. Sultan, başını geriye iterek: “Bana kalırsa yok,” der. Turgut yerinden fırlamak ve “Olmaz!” diye bağırmak ister. “Cumhuriyet, bu duruma bu kadar kayıtsız kalamaz.” diye haykırmak ister. Daha sonra Turgut’un karşısında Mustafa Kemal’i görür. Onu resimlerinden tanıyan biri için kim olduğunu anlamak çok güçtür; fakat Turgut tanır. Mustafa Kemal çok şişmanlamıştır, saçlarının hemen hepsi dökülmüş, sırtı kamburlaşmıştır. Turgut, bütün gücünü toplayarak konuşmaya çalışır: “Nasıl olur? Siz idare etmiyor musunuz? Nasıl engel olamazsınız?” Mustafa Kemal, çaresizliğini gösteren bir hareket yapar. Turgut, ona doğru ilerlerken ter içinde uyanır.

Modern yaşamdan ne anladığımız kısmında ise Orhan Pamuk’tan bir örnek vererek konuyu nihayetlendirelim. Pamuk’tan örnek vermek istemezdim ama ne yapalım, onun “Cevdet Bey ve Oğulları”ndaki bir yer burasıyla da alakalı. Romanın bir yerinde, Sait Bey köpeğinden bahseder. Aslında Müslüman evinde köpeğin olmayacağını o da bilir, ancak yine de şöyle der: “Zamana uyduk.” Sait Bey köpeğine “Kont” ismini verişini de şöyle anlatır; Paris’te gördüğü bir kadının köpeğini, “hadi Paşa, hadi gel” çekiştirmesi, kendisi de bir paşa oğlu olması hasebiyle zoruna gitmiştir ve bu nedenle köpeğine “Kont” adını vermiştir. İnsan düşününce hak veriyor. Benim de paşa dedem olsa ben de alınırdım. Hatta paşa dedemin adı örneğin “Cemal” olsa daha çok alınırdım. Ama bu alınganlığımı kimseyi kızdırmadan sadece kendimi yazarak geçiştirebilirdim. Ya da soyadım Altan olsaydım, memleketin en modern çocuğu olarak elimde viskiyle doğardım ve viskimi yudumlarken devrine göre bir gericilere(!), bir ilericilere(!) gaz verirdim. Dahası liseli âşık duyarlılığında kitap yazıp her iki gruba da yedirir ve best-seller bir yazar bile olabilirdim.

Konuyu İsmet Özel’in “Amentü” bir kısımla bağlamak isterim:

“Tanrı uludur Tanrı uludur

polistir babam

Cumhuriyetin bir kuludur”

Bana göre son yüzyılımızı çok güzel özetleyen dizeler bunlar. Modernleşmek için çıktığımız yolda padişahın kulu olmaktan ve Gemeinschaft’lardan (cemaat) kurtulup çağdaş bir Gesellschaft’ı (toplum) oluşturacaktık. Beceremedik. Her ne kadar içleri boş olsa da, elimizde kala kala uzaktan bizi modern ve çağdaş gösteren statüler kaldı.

Memlekette “Nükleer Enerji Uzmanı”ndan daha çok itibar gören “Yıpranmış Saç Uzmanı” diye bir statü bile var. Bilmem derdimi anlatabildim mi?

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.