Türkiye Aktivitesi
6579 ziyaret
1 online
Kürşat Koyuncu
Hakkında henüz bir şey yazmadı.

Türkiye Puanı

33691 puan Kırmızı Kalem

Derecesi

1 [Toplam 1630 kişi]

Türkiye
Ekonomi(2)
Pinledikleri(0)
Kürşat Koyuncu yazdı, 12 misafir olmak üzere 26 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Mar 16 17:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 33691

Biyoyakıt Meselesi - 2: Biyoyakıt Ne Değildir?

Yazının ilk bölümü biyoyakıtın ne olduğu konusunda idi. Bakınız: link

Bu bölümde ne olmadığı konusu etrafında olacak. O zaman hemen başlayalım.

Peki, bu yakıtların sunduğu avantajlar ne kadar büyüktür? Güvenlik sorununu bir kenara bırakır ve enerji ve çevresel etkenlere bakarsak, önümüze karışık bir tablo çıkar. “Tarladan tekerleğe” kazanılan enerji, ekonomi ile ilgili sorular ve yiyecek, hayvan yemleri, toprak kalitesi ve su kaynakları üzerindeki etkilerin yanı sıra karbon salınımları hakkındaki çalışmalar, değişik sonuçlara varır ve bütün biyoyakıtların eşit üretilmediğini ortaya koyar. Yatırımın enerji getirisi ile ilgili tartışma tüm hayat döngüsüne sağladığı katkıların net olarak tanımlanmadığına işaret eder. Nesnel olarak bakarsak, bu biyoyakıtların petrole bir enerji üstünlüğü yoktur.

Genel olarak etanol üretiminin neden olduğu çevre kirliliği kesinlikle petrol rafine etme işlemine göre daha azdır ama biyodizele oranla daha fazla arazi, enerji ve su gerektirir. Örneğin, bir galon (=3,78 litre) mısır etanolünü yetiştirmek için yaklaşık 130 galon su, damıtmak için 5 galon su gerekiyor; bu hesapta, mahsulün sadece %15’inin sulandığı varsayılıyor. ABD’nin yılda yaklaşık 35 milyar galon etanol üretme hedefine ayak uydurmak, yılda California’nın tüm nüfusunun harcadığı kadar suya mal olması demektir. ABD’de devamlı sübvanse edilmesine karşın, mısırdan elde edilen etanol petrolün yerini alabilecek bir ürün olarak kabul edilemez. Gerçekler, etanolün gerçekten enerji ve iklim açısından sağladığı faydalar nedeniyle değil, bölgesel ekonomik ve politik avantaj (tarımla uğraşan topluluklarına destek verilerek bu grupların vereceği oyu garanti altına almak) ile ilgili nedenlerle ABD hükümeti tarafından “kazanan” ürün seçildiğine işaret eder. Amerikan siyasetinde böyle bir egemenlik kurmasının başlıca sebebi, büyük şirketlerin lobi faaliyetlerine ve siyasete akıttıkları ödeneklerdir. (Yani, British Petroleum’u Beyond Petroleum yapmakla çevreci olunmuyor, iyi bir lobi için makyaj yapılmış olunuyor.)

2005’te dünya aşağı yukarı on milyar ton etanol üretti. Bunun %45’i Brezilya şeker kamışı, %45’iyse Amerikan mısırından elde edildi. Buna Avrupa kolza tohumundan üretilen bir milyar ton biyoyakıtı ekleyin ve sonuçta ortaya çıkan manzarada, dünyada ekim yapılan toprakların %5’inin gıda yetiştirmekten yakıt yetiştirmeye kaydırıldığını görürüz (ABD’de %20). 2008’de dünyada gıda arzının, talebin altında kalıp tüm dünyada gıda ayaklanmalarına sebep olmasının kilit etkenlerinden biri de Avustralya’daki kıtlık ve Çin’de artan et tüketimiyle birlikte buydu. 2004 ile 2007 arasında dünyada hasat edilen mısır miktarı elli bir milyon ton artmış, fakat etanol için elli milyon ton mısır ayrılmıştı, dolayısıyla geride başka amaçlar için kullanılacak otuz üç milyon tonluk talep artışını karşılayacak bir şey kalmamıştı: Böylece mısırın fiyatı yükseldi. Unutmayalım, yoksullar gelirlerinin %70’ini gıdaya harcıyor. Amerikalı araç sürücüleri kendi benzin depolarını doldurmak için yoksulların ağzından fiilen karbonhidrat aşırıyor. Ve yine BM rakamlarına göre, gıda fiyatları 2008 yılında dünya genelinde %35 oranında yükseldi ve böylece 2002 yılında başlayan yükselme eğilimi hızlandı. O tarihten itibaren tüm gıda maddelerinin fiyatlarında %65 oranında ilave bir artış kaydedildi. BM Gıda ve Tarım Teşkilatı FAO’nun dünya gıda indeksine göre 2008 yılında süt ürünleri fiyatları %80, tahıl fiyatları ise %42 oranında yükseldi.

Peki ya salımlar? Bu alanda gitgide artan bir tür hayal kırıklığı ortaya çıkmıştır. İlk başlarda, CO2 salınımlarında önemli oranda azalma olması kaçınılmaz gibi görünmüştü; petrol rafine etme işleminden kaçınılacak ve bir biyoyakıtın yanmasıyla ortaya çıkan karbonlar büyüyen enerji mahsulleri tarafından yeniden yakalanacaktı. Ama yürütülen çalışmalar kısa süre sonra bu resmi bulandırdı. Çünkü hidrokarbon yakmakla kıyaslandığında karbonhidrat mayalamak verimsiz bir iş alanıdır. Araştırmacılar, tarım faaliyetlerinde kullanılan fosil yakıtlar, gübre yapımında kullanılan doğalgaz ve ilgili bütün ulaşım süreçlerinde petrol temelli yakıtların kullanılması gibi nedenlerle karbon tasarrufunun azaldığı sonucunu buldu (Mısırın ya da şeker kamışının her dönümü için traktör yakıtı, gübre, böcek ilacı ve damıtım yakıtı gerekiyor; bunların hepsi yakıt!).

2007’ye gelindiğinde Avrupa’nın palmiye yağı talebinin dünyanın öbür ucunda, özellikle de Endonezya’da yağmur ormanlarının korkunç bir düzeyde tahribatına neden olduğu açıkça görülüyordu. Bu da “hayat döngüsü salınımları” kavramının çok daha fazla genişletilmesi gerektiğini ortaya koydu. Bir başka deyişle, doğal araziler enerji mahsul alanına dönüştürülürken ilk hesaplamalara arazi kullanımının etkileri dâhil edilmemişti.

Gerçekten de Batı’da coşan etanol ve biyodizel pazarı, ironik de olsa dramatik salınım artışlarına neden olmuştur. Bu artışlar, Güneydoğu Asya’da yağmur ormanlarının ve turbalık alanların yakılarak temizlenmesine, Brezilya’da yağmur ormanı ve savanalar ile ABD’deki yeşillik ve çalılık alanlarının palmiye, şeker kamışı, soya fasulyesi ve mısır ekilmesi için dönüştürülmesine neden olmuştur. Bu nedenle, yerel şirketlerin ve arazi sahiplerinin tropik çalılıkları kurutması ve yakması, Endonezya’nın, ABD’nin ve Çin’in ardından, dünyanın en çok karbon salınımı gerçekleştiren ilk beş ülkesinden biri haline gelmesinde rol oynamıştır. Söz konusu alanlar yakılmasa bile, habitatta gerçekleşen değişiklik, kesilip temizlenen bitkisel maddelerde, yer altındaki köklerin ve toprağın kendisinin içerisinde kalan organik karbonun zaman içerisinde çürümesi nedeniyle önemli oranlarda CO2 ve CH4 ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu şekilde oluşturulan “karbon borcu” on yıllarca, hatta yüzyıllarca kalabilir. Bu nedenle, bu alanda yürütülen araştırmaların sonuçlarından biri basit ancak acımasızdır: Biyoyakıtlar, galon temelinde kıyaslandığında, bugüne kadar salınımlar ve iklim açısından petrolden daha kötü etkiler doğurmuştur.

Sonuç olarak, şu andaki kavrayışla etanol ve biyodizel politik yakıtlardır. Bu, söz konusu yakıtları üretmekteki asıl amacın, kendisi de önemli oranda politikleşmiş bir yakıt olan petrole bağımlılığı azaltmak olmasından kaynaklanır. Biyoyakıtlar, enerji açısından petrole kıyasla hiçbir üstünlük sağlayamadıkları gibi salınımlardaki sağladıkları genel iyileşme de belirsizdir.

Biyoyakıtların da karbon kaynakları olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Kolayca mevcut ulaşım sistemimize entegre olmalarını sağlayarak onları çekici kılan şey budur. Ancak, daha önce belirtildiği gibi, onları daha derin bir anlamda sorunlu hale getiren de budur. Kimyasal açıdan, bu yakıtlar alternatif değil vekildirler. Bu yakıtlar üzerine dev yeni bir sektör kurmak, yerel üreticiler ve dünyanın yoksul bölgelerinde politik himayeden Batı’daki büyük tarımsal işletme şirketlerine kadar uzanan yeni bir çıkarlar ağı oluşturarak hâlihazırda elimizde olan şeyi daha da pekiştirmeye yarar.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Kürşat Koyuncu yazdı, 15 misafir olmak üzere 28 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
14 Mar 16 17:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 33691

Biyoyakıt Meselesi - 1: Biyoyakıt Nedir?

Yazıya başlamadan önce şehrimdeki patlamada hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilerim. Yakınını kaybedenler iyi bilir; ateş düştüğü yeri yakıyor. Allah yakınlarına sabır versin. Ama daha önemlisi, patlama ve kanlı ceset fotoğraflarını paylaşan bunun üzerinden ‘insanlık(!)’ dersi vermeye kalkan nekrofillere de Allah akıl fikir versin. Bu konu da daha önce ‘Şiddetin Gizli Çekiciliği’ başlıklı bir yazı yazmıştım. Merak edenler şuradan bakabilir: link

Konumuza dönecek olursak; yazıyı iki bölüme ayırdım. Tek yazı da yazmak isterdim, ancak konunun ehemmiyeti yüzünden biraz uzun tuttum. Çünkü önümüzdeki süreçte bu konunun daha yoğun bir şekilde tartışılacağını düşünüyorum. Ayrıca bizim memlekette bunun gibi veyahut da bağlantılı olarak çevre ile ilgili konular tartışanların birbirini dövmek için kullandıkları alanların başında gelir. o nedenle bu konular ne kadar iyi bilinirse o kadar faydalı olacağını düşünüyorum. Yazının ilk bölümü, biyoyakıtın ne olduğuyla ilgili olacak. İkinci bölümü ise biyoyakıtın ne olmadığıyla ilgili olacak. O zaman başlayalım.

Biyoyakıtlar kadar, dengesiz petrol fiyatları, enerji güvenliği ve iklim değişikliğine ilişkin endişenin daha fazla canlandırdığı başka bir yenilenebilir enerji alanı yoktur. Günümüze kadar geliştirilmiş olan tek olmasa da, başlıca seçenekler olan biyodizel ve etanol, 2003’ten sonra gitgide artan bir ilginin ve yatırımın odağı haline gelmiştir. Biyoyakıtlar, petrol temelli yakıtlara benzer biçimde depolanır, taşınabilir ve dağıtılabilir özellikteki yanıcı sıvılardır. Bazı modifikasyonlarla, günümüzde mevcut olan motorlarda kullanılabilirler ve enerji şirketlerinin rollerinde kökten bir değişikliğe neden olmazlar.

Biyodizel ve etanol, ister mahsul ister atık olsun biyokütleden yapılır. Biyodizel bitkisel ve hayvansal yağdan elde edilir. Kullanılan ana madde Avrupa’da kolza tohumu, ABD ve Brezilya’da soya fasulyesi, 2009’dan önce ise en çok Malezya ve Endonezya’dan elde edilen palmiye yağıdır. Etanol çoğunlukla şeker kamışından (Brezilya) ve mısırdan (ABD) elde edilir ancak daha başka bir dizi başlangıç malzemesi de kullanılabilir. Şu anda petrol ile farklı oranlarda karıştırılarak kullanılır. Karışımlar geleneksel motorlarda kullanılabilen %5’lik bileşimlerden (E05) sadece esnek yakıtlı araçlarda kullanılabilen %85’lik bileşimlere (E85) kadar değişiklik gösterir. [Örneğin; E85FFV’li (Flex-Fuel Vehicles: Esnek Yakıtlı Taşıtlar) bir taşıttaki %85 etanol ve %15 benzin karışımı, bir benzinli motorla karşılaştırıldığında, sera gazı salınımlarında en yüksek azalmayı sağlamaktadır.] Biyodizel petro-dizel ile %2 -%20 (B2-B20) arasındaki bir oranla karıştırılır ama dizel araçların yaygın olduğu Avrupa’da B100’e kadar yüksek düzeyli birçok bileşim kullanılır.

BİYODİZEL, “transesterfikasyon” adı verilen bir kimyasal süreçle üretilen, açık veya koyu sarı renkli, zehirsiz ve doğada çözünebilen bir sıvıdır. Basitçe anlatmak gerekirse, metil esterler diye bilinen uzun zincirli yağ asitlerini ve yan ürün olan gliserini oluşturmak ve ayrıştırmak için metanol ve bir katalizör [çoğunlukla kostik çözelti (Suda kolaylıkla çözünebilen bir kimyasal-NaOH)] kullanılması sürecedir. Süreç ortalama olarak %90 biyodizel ve %10 gliserin atığı oluşturur ve evde bile yapılabilir ancak her ev halkının ortaya çıkan kokuları ve yangın riskini hoş karşılaması ihtimali düşüktür. ABD’deki biyodizel yapımı için kullanılan maddeler arasında yemeklik yağ da yer alır (Chicago’da okul ve belediye otobüslerinin çoğunda restoranların atık yağlardan elde edilen biyodizel kullanılıyormuş). Biyodizelin enerji içeriği normal petrol temelli dizelden %7-9 daha düşüktür. Soğuk havalarda jelleşme eğilimi olduğu ve kauçuk hortumlarla contaları aşındırabileceği uzun zamandır bilinir ancak bu sorunlar katkı maddelerinin eklenmesiyle azaltılabilir. Aslında Rudolf Diesel’in kendisi 1895’te ilk motorunu ürettiğinde onu yerfıstığı yağı ile çalışacak şekilde tasarlamıştır.

Öte yandan ETANOL, fermentasyon sonucu ortaya çıkan ve içeceklerde bulunan alkolün (etil alkol) aynısıdır. Saf haliyle renksizdir, biyolojik olarak çözülebilir ve benzine oranlar çok daha az partikül ve %20 oranında daha az CO2 çıkararak yanar. Ancak etanolün enerji içeriği petrolden üçte bir oranında daha azdır. Bu da önemli bir gerçektir [bir galon (1 galon=3,78 litre) petrolün yaptığı işi ancak 1,5 galon etanol yapabilir.] Etanol suyla da karışabilir, bu da boru hattı ile taşınmasını imkânsız hale getirir. Öte yandan, etanolü (şeker kamışı, tatlı sorgum, şeker pancarı gibi) şekerce zengin kaynaklardan üretmek, petrolü rafine etmekten çok daha kolaydır; bitkinin suyu doğrudan fermente edilerek alkole dönüşür. Buna karşılık “yeni nesil” etanolde muhtemelen çoğu bitkinin yapısal malzemesi olan lignoselüloz (oduna sağlamlığını kazandıran "lignin" ve "selüloz" maddelerin karışımını) kullanılacaktır. Bu sayede, neredeyse bütün otlar, ağaçlar ve kent, tarım ve orman kaynaklı biyokütle atıkları hammadde olarak kullanılabilir. Selülozik etanol üretimi henüz ticarileşmemiştir; yine de lignoselüloz biyokütle dünyada en yaygın biçimde bulunan doğal kaynaklardan biridir. Ciddi bir potansiyele sahip olduğu düşünülür ve bu alana odaklanan çok araştırma mevcuttur.

Selülozik biyokütle stokları herhangi bir gübre kullanılmaksızın büyürler. Ayrıca yanan biyokütle stoklarının ürettiği CO2 fotosentez yoluyla yeniden emilir ki; bu da atmosfere net bir CO2 aktarımı olmadığını gösterir. Fakat selülozik biyokütleden etanol yapmak mısırdan yapmaktan daha karmaşıktır ve dört adım gerektirir: Önişlem, enzimatik hidroliz, mayalanma ve ürün iyileştirme ve mayalanma. Önişlem ve enzimatik hidroliz arasındaki etkileşim çok iyi anlaşılmadığı için bu adımlardan en zor ve pahalı olanı önişlemdir. Selülozik biyokütlenin daha kapsamlı kullanımından önce bu alanda daha fazla araştırma gerekmektedir.

Üçüncü bir yakıt seçeneği ise BUTANOLdür. Enerji içeriği çok yüksek olan butanol (benzinden sadece %10 daha düşüktür) etanolden ya da biyodizelden daha az aşındırıcıdır, buharlaşma oranı daha düşüktür (işlenmesi daha güvenlidir), boru hattı aracılığıyla taşınabilir ve birçok motorda kullanılabilir. Butanol üretimi, yirminci yüzyılın başlarında, aseton üretiminin yan ürünü olarak, mısırın Clostridia acetobutylicum adlı bakteri aracılığıyla fermente edilmesi ile başlamıştır. 1940’lar ve 1950’lerdeki düşük petrol fiyatları üretiminde hammadde olarak petrolün kullanılmasına neden olmuştur. Fermentasyon sürecinde geleneksel olarak düşük ürün üretimi sorunu yaşanmıştır (butanol yoğunluğu %2 civarına eriştiğinde bakteriler ölür) ama üretim miktarı başlangıç malzemesi olarak başka şeylerin kullanılmasına ilişkin araştırmalarla artırılabilir. Yanma sonucu ortaya su ve CO2 ile göz ardı edilebilecek miktarda partikül madde çıkar. Sülfürdioksit ve azotoksitler ise oluşmaz.

Biyoyakıtın ne olduğu kısmı bu kadar, devamı sonraki yazıda…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.