Türkiye Aktivitesi
1357 ziyaret
1 online
Zihni Yıldız
Yol ve Yolcu

Türkiye Puanı

258 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

48 [Toplam 1623 kişi]

Türkiye
Hatıra(2)
Pinledikleri(0)
Zihni Yıldız yazdı, 1 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
27 Ağu 15 02:00
Ali Esin'e Vefa

Bir Ali amcamız vardı bizim. Daima gülümseyen, altın kalpli güzel insan Ali Esin. Babamla aynı yıllarda (1926) doğmuş. Biz onunla 90'lı yıllarda karşılaştık. Görmüş-geçirmiş, hayatın her türlü cilvesine şahit olmuş, devlet dairesinden emekli olmuş müşfik bir "abi" olarak çıktı karşımıza. Çalıştığımız kanallarda (Star Tv ve Kanal 6) o hava durumu sunuyor, biz de onu çekiyorduk. Meslekte hem "alaylı" hem "okullu" idi. Böylelerine az rastlanır. Meteoroloji yüksek mühendisi. 50'li yıllarda Yeşilköy Havaalanında işe başlamış, sonra gazeteye geçmiş, bilahare Türkiye'nin ilk hava durumu sunucusu olarak TRT'de çalışmaya başlamış. TRT'den emekli olunca kopamamış mesleğinden. Özel televizyonların kurulması onun için ikici bahar olmuş. Star'dan sonra Kanal 6'ya geçtik beraber. Ben bir ara haber yönetmenliği yapmıştım, o günlerde yakından tanışma imkanımız oldu rahmetlik ile.

*

İşine o kadar titizleniyordu ki zannedersiniz daha yeni başlamış, kendini ispat etmek için çabalıyordu. Herkesten önce gelir, o günün hava durumu ile ilgili tüm kaynakları tarar, araştırmalarını yapar ve bunların ışığında kendi tahminini oluştururdu. Ve bu tahminlerin haritaya dökülmesi. Beni/bizi hayretlere düşüren aşama buydu. O günün şartlarında doğru dürüst bilgisayar programı yok. Amiga marka bir bilgisayarı vardı. O bilgisayardaki iptidai programlarda neler yaptığını anlatamam. O çizgileri, kar-yağmur-bulut-güneş ikonlarını binbir zahmetle yerleştirirdi harita üzerine. Her gün ayrı bir sanat eseri çıkarırdı. Sade ve anlaşılır haritalarla inerdi rejiye. Mavi fon önünde boşluktaki hayali noktaları eli ile göstererek öyle tatlı bir anlatımı vardı ki herkes hayran kalırdı. Çoğu zaman, günlük hayatta işe yarayacak ipuçları ve örneklerle zenginleştirirdi anlatımını. Mesela, vücut ısısını dengelemek için dondurmayı kışın, çayı yazın tüketmemizi tavsiye ederdi. Oysa biz tam tersini yapıyoruz değil mi.

*

Ona arada bir takılıyordum. "Yahu Ali abi, akranların kahvede pişpirik oynuyor, artık sen bırak şu işi, gençlerin önünü aç. Git evinde dinlen, tatil yap, gez toz..." derdim. Tatlı tatlı gülerek "oğlum ben çalışmadan yapamam, bu işi seviyorum, bu işi doğru dürüst yapan yok ki, ben kimsenin önünü kesmem merak etme" derdi.

*

Bir gün "Zihni, ben yarın hastahaneye yatacağım, ufak bir operasyon geçireceğim, hakkını helal et" dedi. "Saçmalama Ali abi, ne hakkımız var ki, sen yarın yatar öbür gün sağlıkla çıkar işine gelirsin inşaallah" diyerek teselli ettim. Herkesle helalleşti, gitti.

*

Florence Nightingale Hastanesinde ameliyat olmuş. Doktorun anlattığına göre başarılı geçmiş, zaten gerçekten de basit bir operasyon imiş. Ali abi ameliyat çıkışı kendine gelmiş, hiç bir problem çıkmamış. İşte ne oldu ise ondan sonra olmuş. Anlatıldığına göre Ali abi ameliyat sonrası bir hayal kırıklığı yaşamış. Vefasız biri yüzünden dünyaya küsmüş birden. Ertesi gün ekipçe ziyaretine gittiğimizde Ali abi yoğun bakıma kaldırılmıştı. Doktoru ile konuştuk. "Ben böyle bir şey görmedim, Ali bey'in vücudu aniden kendini kapattı, önce yemedi, içmedi. Bunun üzerine serumla beslemeye karar verdik, enteresan bir şekilde vücut serumu da kabul etmedi. İlaç tedavimize cevap vermedi, kısa sürede yoğun bakımlık oldu" dedi. Şaşırıp kalmıştık. O günü hiç unutmadım, yeri geldiğinde arkadaşlarıma anlatıyorum örnek olsun diye. Ali abi yoğun bakımda da uzun kalmadı. Yanlış hatırlamıyorsam o gün veya ertesi gün vefat etti. Allah taksiratını affeylesin. Mekanı cennet olsun.

*

Ne yazık ki onunla çekilmiş bir fotoğrafım yok. İnternetten araştırdım. Ömrü hava durumu fonunun önünde geçen Ali abinin kamera önünde çekilmiş doğru dürüst bir fotoğrafı bile yok.

*

Derken içimi sızlatan yukarıdaki fotoğrafın bulunduğu internet sayfası ile karşılaştım. "Gitti Gidiyor" diye satış yapan bir sitede Ali amcanın renkli fotoğrafı 10 liraya satışa çıkarılmış maalesef. Vâ veylâ, vâ esefâ!

*

Ey insanlık, ey vefa duygusu! Nereye gittiniz, kaybolduğunuz yerden ne zaman çıkacaksınız? Her şeyi paraya çevirmeyi maharet sayan vahşi kapitalizm anılarımızı da sepete ekletmeden gelin artık ne olur. Çok üzgünüm.

Vesselam...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
27 Oca 15:12

Misafir

1

27 Ağu 10:59

Teveccühünüze teşekkür ederim Bulut bey.

Zihni Yıldız yazdı, 6 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
13 Ağu 15 16:00
Bir Zamanlar

Bir Zamanlar Anadolu'da filminin çekildiği Kırıkkale'nin Keskin ilçesi tipik bir Orta Anadolu kasabasıdır. Filmi izlerken Keskin'le ilgili TRT yıllarıma ait bir anı dağarcığımdan çıkıp geldi. Sadık Yalsızuçanlar'ın yönetmenliğini yaptığı "Ozanın Kopuzundan Aşığın Sazına" adlı belgeselin çekimi için uğramıştık. Bilenler bilir, Keskin denince akla Hacı Taşan gelir. Büyük usta Muharrem Ertaş'ın yanında yetişmiş. Kendine has üslubu ile ünü köyünün, kasabasının, vilayetinin dışına taşmış bir usta Hacı Taşan. Yanılmıyorsam biz 1989 yılında gitmiştik. Hacı Taşan vefat edeli yaklaşık 6 yıl olmuştu. Oğulları onun ocağını tüttürmeye, sanatını devam ettirmeye çalışıyorlardı. Belgeselin Kırşehir ozanları ile ilgili bölümünde Çekiç Ali, Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş ve Hacı Taşan anlatılıyordu. Hacı Taşan'ın Keskin'de ikamet eden oğullarının yaşadığı evde geçen birkaç saati hiç unutmuyorum. Arada bir tebessümle yâd ediyorum.

Nuri Bilge Ceylan'ın filmini izlerken araç içi yol sahnesinde radyodan duyulan Neşet Ertaş'ın "Allı Durnam Ne Gezersin Havada" türküsü burnumun direğini sızlattı ve Hacı Taşan'ın evlatlarının yaşadığı o ev gözümün önüne geldi. Tek bir çatı altında 4-5 kardeş aileleri ile birlikte oturuyordu, yanlış hatırlamıyorsam. Bizi çok sıcak karşıladılar. Yemek hazırlamışlar, ikramda bulundular. Büyük ağabey, sanki babaları gibi diğerlerini yönlendiriyordu. O'nun bir dediğini iki etmiyorlardı. Bizim için ne yapacaklarını şaştılar, ezim ezim ezildiler o yoksulluk içinde. Bir ara ağabey Kudret Taşan "abilerime culuk hazırlayın" dedi kararlı bir tavırla. Bu emir, çekim telaşında arada kaynayıp gitti. Az çok "culuk" ne demek biliyordum. Ama "hindi kesin" mi demek istedi, yoksa başka bir şey mi, fazla üzerinde durmadım. Neyse çekim bitti, malzemeyi toplayıp minibüse yüklerken küçük kardeş iki elinde iki hindi ile geldi. Hayvanların ayakları bağlı, baş aşağı kanat çırpa çırpa acayip bir manzara. Ağabey Taşan yalvarmaya başladı, "ağabeylerim ne olur azımızı çoğa sayın, bu hedâyemizi kabul buyurun, gittiğiniz bir mola yerinde kestirir yersiniz" İçten ve saf bir eda ile ciddi ciddi bu hindileri kabul etmemizi istiyordu. Hiç olacak iş mi? Bunu kabul etmemiz mümkün değil tabi ki. Ama gel de anlat meramını. Adam "abi ölümü öp" diyor, "ölüm küskünlüğü" diyor, yalvarıyor. Zar zor ikna ettik. "Almış gibi olduk" dedik, "Allah razı olsun" dedik, babalarına rahmet okuduk. Sonunda başları önde isteğimizi kabul etmek durumunda kaldılar. O gün bu gündür arada bir "abilerime culuk hazırlayın" sözünü tekrar ederim. Youtube'dan arama yaparken öğrendim ki Kudret Taşan da vefat etmiş. Videonun altında, bu garip insanların dünyasını anlatan tipik bir yorum gözüme çarptı. Anadolu insanı mezardaki ölüye hitap ederken bile içtenliğinden hiç bir şey kaybetmiyor. (Af)Buyurun:

"mekanın cennet olsun kudret taşan sen gittin bu itler birbirine düştü para için sattılar düğünleri.düğüne 2 gün kala başka düğünlerden 100lira fazla verildiği için düğünü bırakıp gittmeye başladı satılmışlar. misal benim düğünüm senin varlığında böle miydi? Mekanın cennet olsun büyük keman üstadı seni saygıyla anıyoruz"

Vesselam...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
14 Ağu 09:52

Teveccühünüze teşekkür ederim. Çalakalem bir şeyler karalamaya çalışıyorum uzun süredir. Blogda yazıların tamamına yakını var. Saygılar...

13 Ağu 18:25

Haddim olmayarak, uzun zamandır bu kadar güzel bir yazı okumadığımı söylemek isterim. Anlatımınız da en az anlattıklarınız kadar güzel. İnşallah sık sık yazarsınız. Saygılar..