Türkiye Aktivitesi
368 ziyaret
1 online
Zihni Yıldız
Yol ve Yolcu

Edebiyat Puanı

106 puan Mor Kalem

Derecesi

50 [Toplam 182 kişi]

Edebiyat
Tümü(4)
Pinledikleri(0)
Zihni Yıldız yazdı, 2 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
20 Eki 15 14:00
Meskun Mahal Halleri

Kaptanın seyir defterinin neden ıslandığı konusunda herkes bir fikir atıyordu ortaya. Biri, fırtınalı havada dalgaların kaptan köşküne kadar gelmiş olabileceğini ileri sürdü. Bu hiç inandırıcı değildi. Deniz patlasa da, dalgalar geminin üzerinden aşsa da suyun içeri girmesi -hadi girse bile defterin bulunduğu sandığın içine sızması- mümkün değildi. Büyük ihtimalle defter elindeyken bir kaza sonucu ıslanmış olabilir diye bir fikir ortaya atılır atılmaz şiddetli muhalefete muhatap oldu. Zira bu hiç mümkün değildi. Kaptanın gözünden sakındığı defterin üzerine su veya çay dökmesi olacak şey mi? Hem çay lekesi böyle mi olur? Eee, geriye ne kaldı? Durduk yerde ıslanmadı ya bu defter! Sanki üzerine yağmur yağmış gibi öbek öbek lekeler oluşmuş sayfalarda.

"Ben buldum" diye atıldı bir racûl. Herkesin pür dikkat kesildiğini görünce devam etti: "Bunlar gözyaşı lekeleri hocam!" Bizim kaptan denizin ortasında duygu yüklü bulutlara yakalanmış. Kaçacak yer yokmuş demek ki. Sığınacak liman bulamamış. Göz pınarlarına gelen suyun başı deryaya dayanmış. Buna defter mi dayanır? Baştan sona tüm sayfalar etkilenmiş sağanaktan. Cümleler okunamazlık zırhına bürünmüş, kelimeler dağılmış, harfleri çıkarmak mümkün değil. Oysa noktasının üzerine titrerdi zavallı Kaptan. Böyle olacağına "yandı bitti kül oldu" denseydi keşke. Defterin bu haline yürek mi dayanırdı? Varlığı ile yokluğu bir olmuş bakıp duruyorlardı kendilerini seyreden racûllere. Bu planda keşkelerin bini bir para...

Kaptan ağlarken mürettebat neredeymiş acaba? Zabitler, makinistler, yağcı, elektrikçi, güverteci, aşçı ne yapıyormuş mesela? Çımacı çevik bir hareketle "şıp" diye su yüzüne çıkmıştır muhtemelen. "Açık denizde iskele yok, baba yok, halat yok, dolayısı ile benim suçum yok" deyip sıyrılmıştır işin içinden.

Bütün suç gene bölük çavuşunun üstüne yıkılacak galiba. Baksanıza "neden hücum borusu yerine yat borusunu çaldın" diye başının etini yemeye başladılar şimdiden.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Zihni Yıldız yazdı, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
7 Eki 15 02:00
Hüznüme

Belki bir nebzecik gülümseme belirirdi yüzümde. Belki herkes gibi (hiç değilse çoğunluk gibi) sıradan yaşamayı başarırdım. Ayaklarım basarken yeri hisseder, nefes alırken zorlanmaz, düşünürken boğuluyor gibi olmazdım. Beynimdeki kıvrımlarda kaybolan yitiğimi ararken kaybolmazdım. Çıktığım bu yolda bir gölge gibi izime basmaktan zevk aldığın belli de, senin neş'en bana kabus oldu. Sensiz geçecek bir anın nasıl olacağını merak etmesem belki de bu siteme bile gerek kalmayacaktı. Çünkü artık anladım ki nefes sayım bitmeden sen benden gitmeyeceksin. Seninle yaşamayı öğrendim öğrenmesine de ne bileyim yani, insanım işte. Bazen böyle sıradışı hallere bürünüveriyorum. Herkesin kaderini yaşadığını iliklerimde hissetmeme rağmen bazen böyle iliklerimden habersiz iş yapıyorum. Sorulmaması gerekenleri soruyor, düşünülmesi saçma olan durumları düşünüyorum. Sütü beyazından ayrı düşünmek ne mümkün, şekeri tadından ayırmak ne saçma? Tıpkı rıza makamında ağıt bestesine nota aramak gibi.

Anadolu'nun o kuş uçmaz kervan göçmez köyünde dünyaya geldiğim ilk anda kaşla göz arasında bir elbise gibi sarıp sarmaladın tenimi. İlk yıkanma suyumla çıkmadın bedenimden, ayaklarımdan tutup başaşağı sallamalarında sıyrılıp düşmedin. İlkokula başladığımda deftersizliğim, silgisizliğim bahana oldu sana. Yatılı okumamdan yararlanıp yüzüme çöreklendin. Garip garip dolaştırdın Pazarören sokaklarında. Tren vagonlarında, otobüs koridorlarında hep benimle seyahat ettin Sıvas-Kayseri yollarında. Bir şubat tatilinde Mersin'in Çiftlik köyüne sürükledin bizi. Köyde, kasabada, kentte hep boynu bükük dolaştık seninle. İliklerimde yoksulluk iksiri ile gezerken yol oldun ayaklarıma. Her seferinde bir engelle birlikte yüzümü mahzunlaştırdın. Herkes gider ben gidemem, herkesin işi olur benimki sonraya kalır, herkes ulaşır ben ulaşamam....

"Sana bir sırrımı söyleyeyim mi?" diye malumu ilam edercesine kulağına eğilip söyeleyecek tek bir konu yok inan ki. Cümle alem biliyor, artık Bermuratlar Cemiyeti benden ümidini kesti. Gülmek bir yana gülümsemek bile yüzümde sırıtır. Seninle geçirdiğim ve geçireceğim zamanlardaki ana hatları yaklaşık tahmin ediyorum. Nasıl başlarsa öyle devam edermiş ve öylece bitermiş, vesselam...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Zihni Yıldız yazdı, 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 Eyl 15 22:00
" Az "

Bugün sizinle, güzel Türkçemizdeki "az" kelimesi üzerine hasb-i hâl edelim mi, ne dersiniz?

İçimizi daraltan gündemi boşverelim, tek heceli, iki harfli muhteşem bir deryaya dalalım birlikte.

Ele avuca sığmayan, dağlar kadar ağır, ovalar kadar engin duygularımızın vefakâr taşıyıcıları olan kelimelerin her biri bir başka güzel.

Sağlı sollu saldırılara rağmen dipdiri, dimdik ayakta duran güzel lisanımızın güzel kelimeleri.

Bugün binlerce kelime arasından kısacık bir söz/cük bize göz kırptı: AZ

Her yönüyle "ismi ile müsemmâ" başka bir kelime var mı acaba?

Şu güzelliğe bakar mısınız?

"Az"dan neyi kastettiğimizi, kullandığımız kelime daha dudaklarımızdan çıkarken belli ediyoruz.

"Az" derken bile "az" harf kullanıyoruz.

A ve Z'den ibaret.

Biraz abartı gibi gelebilir ama gerçekten ben bu derinliği düşündükçe içim bir tuhaf oluyor.

Bu ne muhteşem bir uyum. Az ama "öz"ün ete kemiğe bürünmüş hali.

Alfabenin ilk harfi ile son harfi. Arada kalan harfler bu ikisi arasına gizlenmiş adeta. Hepsinin adına çıkıyorlar dudaklarımızdan.

Zira "az"ı ifade ederken çokluk olmaması lazım.

"Çok" dedim de aklıma geldi, bu "az" kelimesi o kadar muhteşem bir yapıda ki, zıddını bile hizaya getirmiş.

Kendisindeki azlık zıddına yansımış.

Yukarı-Aşağı, Üst-Alt, Yeryüzü-Gökyüzü, vb. derken dikkat ederseniz, zıtlarda bir uyum var.

Az-Çok ikilisindeki uyum "az"ın azlığından kaynaklanıyor.

Çok'u ifade ederken bir sürü heceden oluşan bir kelime bulunsaydı "az"a gerçekten ayıp olurdu.

Ve "az"ın şânına uygun bitirelim yazımızı.

Az ve öz konuşmak için "Öz"e müracât edelim.

قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ

Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

(A'râf Suresi 10.Ayet. -Diyanet Vakfı Meali)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Zihni Yıldız yazdı, 6 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Ağu 15 22:00
Zamanın İzi

"Sonunda, esneyen günler ve geceler üstünden bir kuyruklu yıldız hızı ile geçip giden zamanın izine rastladım" Eee, gerisini nasıl getireceğim bu cümlenin? Biraz önce aklımdan geçenler, biraz sonra kuyruklu yıldızın izi gibi kaybolup gidiyor artık. "Ne yazacaktım ben" diye düşünüp duruyorum bak işte. Hızla geçen zamandan ve onun eşya üzerine nakşettiği izden bahsedecektim galiba.

"Hadi o zaman, bahset birader!"

Arada bir sıla-i rahim niyetine bir şeyleri vesile edip memlekete gidiyorum. Geçen hafta da öyle yaptım. Bu seferki vesile 2B kapsamındaki tarlalarla ilgili tapu işlemleri idi. "Hocam hayırdır, hani mala mülke değer vermezdin? Köyde arazilerin vardı da bizden neden sakladın?" diyebilirsiniz. Hakkınızdır ama ben de derim ki konu bildiğiniz gibi değil. Dede yadigarı falan derim, ocak derim, soy derim, boy derim. Yoksa şu saatten sonra gidip köye yerleşecek halimiz yok. Babadan-dededen kalma bir iki parça kıraç tarlamız vardı, devletimiz sağ olsun kendi tarlamızın bir bölümünü bize geri sattı. Durum bundan ibaret, zaten konumuz da bu değil, geçelim.

Son senelerdeki gidişlerimde bol bol fotoğraf ve video çekiyorum. Bu da yaşlandığımızın işareti olsa gerek. Eskiye özlem gittikçe artıyor. İkametimi gurbete aldırmamın üzerinden nerede ise 40 sene geçiyor. Dile kolay kırk kere üçyüzaltmışbeş gün. Bu sürede neler oldu neler. Binlerce yıldır devam eden kara sabanla toprak işleme yöntemi bu dönemde terk edildi mesela. Benim çocukluğumda bir çift öküz "boyunduruk" la çifte koşulurdu. Kara saban tabir edilen ağaçtan çatala "çift demiri" takılır ve tarla sürülürdü. Bu usül belki peygamberler devrinden beri böyle devam edip geldi. Sonra ne oldu ise oldu, "motor" tabir edilen homurtulu bir alet (traktör) bütün geleneksel tarım aletlerini silip süpürdü. Baş döndüren bir değişim bu. Şimdi bizim köyde müzeye kaldırmak için bile o eski aletlerden bulmak mümkün değil neredeyse.

Zamanın izini çoook eskilerde aramaya ne gerek var? Aynaya bakmak yeterli aslında.

Geçen sene gittiğimde çektiğim bir fotoğrafla bu sene çektiğimi yan yana getirince maksat hasıl oldu bile. Bu bir odun yığınının fotoğrafı. Babam, kışın sobada yakmak üzere devletin verdiği vesika ile kesilen meşe odunlarını güzelce istiflemiş. İrili ufaklı daireler hoşuma gitti. Bir iki kare çekmiştim geçen sene. Bu gidişimde bir baktım oduncuklarıma henüz yanma sırası gelmemiş. Üzerlerinden koskoca kış geçmiş. Yani hızla akan zaman ırmağının girdabına uğramış yolları. Zaman çehrelerinde iz bırakmış yani. Aslında söze gerek yok. İki fotoğrafı alt alta koyunca ne demek istediğim anlaşılır herhalde.

Zaman

Susarak anlattın bütün gizliyi

Sakladım duygumu ben konuşarak

Bir acı tarlası sessiz yüzünde

Aşkı yürürlüğe koyma savaşı

İçimde bir düzen kaynaşmaktadır

Büyük ve çekingen bakışlarından

En iyi anlatış artık susmaktır

Anladım bunu ben seni bilince

Gel denize yaslan yalnız denize

Sırrını denizler taşır insanın

Zaman bir hızdır ve yıldızdır akan

Esneyen günler ve gece üstünden

Bir uyku bölmezse anılarımı

Korkarım çıldırtır bu hayal beni

Gözlerin ne kadar İstanbul öyle

Sebiller uçuşur parmaklarında

Ortak günlerimiz tarih şöleni

Saçlarında sayfa sayfa güneşi

İçimde bir sergi var portrelerin

Hayalim her yerde kavrar gölgeni

Aşka ve tabiata ulaştır bizi

Gel kurtar bu şehrin gürültüsünden

Terk etme nolursun bir eşya gibi

Ölümsüz bir hasret yaşarken bende

Vurulmuş bir geyiktir sensiz zamanlar

İçimin ormanı bir yangın yeri

Bir uyku bölmezse anılarımı

Korkarım çıldırtır bu hayal beni

Istırap varoluş şartımız oldu

Esef etme yasım karaymış diye

Bir yanım vahşîdir ürkütür seni

Aykırı düşerim sulhculüğüne

Bir gün deli gibi sarsarak seni

Göklerin yolunu sorabilirim

Başımı taşlara vurabilirim

Aklımdan çıkarsa anılarımız

Paramparçayım gel sen onar beni

Topla aynalardan eski gölgemi

Göçebe ömrümü bağla zamana

Dağılsın içimin karıncaları

Bir uyku bölmezse anılarımı

Korkarım çıldırtır bu hayal beni

(Mehmet Akif İnan)

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.