Türkiye Aktivitesi
1141 ziyaret
1 online
Alpay Gökçe
2008 Kuleli Askeri Lisesi 2013 Bahçeşehir Üniversitesi - Bilgisayar Mühendisliği İstanbul Büyükşehir Belediyesi

Türkiye Puanı

635 puan Yeşil Kalem

Derecesi

21 [Toplam 1578 kişi]

Türkiye
Tümü(26)
Pinledikleri(0)
Alpay Gökçe yazdı, 2 misafir olmak üzere 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Tem 17 13:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

<B>Asalet Yürüyüşü</b>
becc4b9ec719eae9d6828547f5abc02f1500207497

15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü kapsamında yapılan etkinliklere hepimiz ya katıldık, ya bir şekilde şahit olduk. Televizyonumuzdan izledik, veya bizzat gidip yaşadık. Yurdun dört bir yanını saran bu büyük anma töreni, gerçekten çok güzel görüntüler çıkarttı ortaya. Türkiye bir ve beraber olduğu zaman nasıl da kenetlenme ruhunu daha güzel yaşadığı, nasıl ki bu sözde ayrışmış toplumu bir araya getirdiğini gözlerimizle gördük.

becc4b9ec719eae9d6828547f5abc02f1500207497

Sabah mecliste yapılan programdaki vaziyeti elbette atlayamayacağım. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sn. Kemal Kılıçdaroğlu çok garip bir konuşma yaptı. Tıpkı sözde adalet yürüyüşünün sonunda yapılan muhtıra kıvamında bir konuşmaydı. Madde madde elindeki kağıtlara hazırlanmış, sanki kendini kanıtlama çabasında olan biri gibi aşağılayıcı ve kinci bir yüz ifadesiyle bir; şunu yapın, iki;şunu yapacaksınız şeklinde konuşmalar yaptı. Açıkçası bu durum bence CHP için büyük bir talihsizlik oldu. Zaten sokaktaki karşılığı azalan CHP, Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu tavrıyla kendini iyice ayrı bir konuma düşürüyor. Her ne kadar "ayrımcılık" lakırdısını devlet yapıyormuş gibi davransalar da, aslında millet onların kendini ayrı tutmaya çalıştığını, farklı bir konumda durmak istediğini görüyor. Geçtiğimiz 1 haftada bu iki konuşma ile, sanıyorum ki milleti iyice karşısına aldı. Allah'tan gece yapılmış olan, Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı TBMM Başkanı Sn.İsmail Kahraman ev sahipliğinde yapılan törende kendisi bulunmadı ve doğal olarak konuşmadı. Yoksa Allah korusun, oradaki halk kendisini pek hoş karşılamazdı.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sn.Devlet Bahçeli ise, meclisin sabah programında, dillere destan konuştu. Özellikle "öleceksek adam gibi, kahraman gibi ölelim" vurgusu, hem kendi partililerine, hem de diğer vatandaşlara bir mesaj olmuştur. Duruşunu ve tutumunu devam ettireceğini belirten, devletin yanında olduğunu açıkça söyleyen Sn. Bahçeli, büyük bir devlet adamı duruşu sergilemeye devam etmektedir. Mutabakatın en kuvvetli ismi olmakla beraber, mücadeleciliği de milletin gözünde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımız ile birlikte en samimi olanıdır. Boğaziçi Köprüsü'nde de, diğer illerimizde de Milliyetçi Hareket Partililer, tutumunu ortaya koymuş, devletinin yanında olmuştur.

99ca77cc784a195f35946123b7facaa31500207544

Böylesine önemli bir günde, telefon operatörlerinden tutun, sokaktaki en ufak işletmeci bile bu günü layıkıyla yaşadı ve andı. Bu anma gününün kesinlikle amacına ulaştığına inananlardan biriyim. Fark ettiyseniz, kimse sokaklarda kaç kişi olduğunu da kanıtlamaya çalışmadı. Üstelik sadece 2 günde tertip edilen bu anma töreni, anıt açılışları programları, gayet mütevazi şekilde yapıldı, ve Aziz Şehitlerimiz, kahraman vatan evlatları, saygı ile anıldı.

Bu konuların yanında, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü için düzenlenen bu organizasyonlar, 30 Ağustos, 29 Ekim, 19 Mayıs gibi özel tarihlerde de hazırlanırsa, uydurulmuş sözde ayrışmacılık kavramı da ortadan kalkacaktır. Ne zaman ki devlet bu gibi organizasyonlara kalkıştığında, özel tarihlerimizin suistimali ve ayrıştırmacılık konularında eleştiri odağı olmaktadır. Bunun önüne geçmekteki çare, tüm günlerde bu tip anma törenlerinin ve programların yapılmasıdır.

Başta bu vatan için şehit olanlara Allah'tan rahmet, gazilerimize, yakınlarına, polisimize, askerimize, yüce Türk Milleti'ne sabır dilerim. Allah yürüdüğümüz kutlu yolda, bizi muvaffak kılsın.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 4 misafir olmak üzere 5 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Tem 17 09:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Ah Şu "Yeni Parti" Sevdası

15 Temmuz'da yaşanan apayrı vaziyet, ardından 16 Nisan gibi çok kritik bir süreç atlatttı Türkiye. Aylardır tutturulmuş bir yeni parti, merkez sağ parti, ortak bir parti, güçlü bir alternatif, güçlü bir muhalefet söylemleri var ortada. Kendi partilerinde tutunamayan, kendi liderlerine saygısı olmayan ve toplumda kamuoyu yapabilecek gücü olmayan insanlar içinde bulunduğumuz günlerde siyaset yapıyormuş gibi yapıyor adeta. Her gün televizyonlarda söz de almaya başladılar aslında, her ne kadar kamuoyu yaratamıyor desek de, kendi çaplarında bir yaptırım uyguluyorlar, etraflarına, yakınlarına ve medyaya...

Fakat şöyle bir durum var, iktidar partisi olan AK Parti'ye yıllarca alternatif olarak defalarca parti kuruldu. Hem de tam kroşe vurulabilecek zamanda, 17-25 Aralık olaylarından sonra. O zaman daha iktidar partisine alternatif olamamış insanlar ve benzerleri bu günlerde, ana muhalefete alternatif hatta muhalefete alternatif arayış içindeler. Anlamadıkları durum şu, mevcut iktidar partisi bu düşünülenlerin yanında fazlasıyla kozmopolit bir parti. Eksik kalınan nokta bu.

Son günlerde televizyonlarda fazlaca yer bulan Sinan Oğan, "Yeni partide yokum" şeklinde açıklamalarda bulundu. Daha yeni parti söylemleri var ortada, kuruluş da yok. Beyefendi davet edilmemiş, toplantılar yapmamış, dolayısıyla kırgınmış ki, yeni partide yokmuş. Daha parti kurmayı düşünürken, bakın kuruyorken bile diyemiyoruz, anlaşamayan insanlar, Türkiye'ye alternatif bir siyasi hareket mi olacaklar? Açıkçası düşünmek bile istemiyorum.

Neyse ki, Sinan Oğan'ın yeni kurulacak partide olmadığını açıklamasından sonra, Meral Akşener ve Ümit Özdağ yeni partinin kurulacağını dün belirtti. Güçlü bir alternatif olgusunu kullanarak konuştu Akşener. MHP defterini kapattığını, o konuda artık konuşmayacağını da belirtti. Aslında MHP defterini o kapatmadı, onun MHP'deki defteri kapatıldı. Tabi bu durumu kabullenmesi zor, zamanında bakanlık yapmış bir kişi ne de olsa(!) Ümit Özdağ zaten bu konularda çok yorum yapmıyor, konu mankeni gibi. Seçim zamanı da YSK rezaleti diye bahsettiği konuları da sanırım unuttu, yoksa kanıtlayacaklarını, ellerinde kanıt olduğunu ve seçimi iptal ettireceklerini söylemişlerdi günlerce. Anladığım o ki bence onlar kabullenmiş, partinin başına geçecek olan kişiyi ve gelecek seçimlerdeki Cumhurbaşkanı adayını belirlemişler bile.

Keşke bu günlerde yeni parti, alternatif parti, merkez partisi vs. söylemleri yerine, mevcut muhalefet partilere bir baksanız. Aynı şekilde iktidar partisinin hatalarını düzeltmeye çalışsanız da, Türkiye rahata erse. Bu şekilde malesef iktidar partisi de çok zorlanıyor yanlışlarını görmek için. Sözde adalet yürüyüşleri, terör örgütü mensuplarının siyasi kanadıyla birlikte neşeli pozlar, Türkiye muhalefetine yakışacak hareketler değil. Alıştık tabi, ayrı konu...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 4 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Haz 17 01:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Türkiye'nin Zorlu Yolculuğu
8df9854040b23e00f88c95cc777be1cd1497482151

8df9854040b23e00f88c95cc777be1cd1497482151

15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası farklı bir yol izleyen Türkiye, kendi içinde toparlanmaya gitmek istese de bir türlü gidemiyor. Peki ya neden? Ya da gidiyor mu, gitmek istiyor mu? Yoksa gitmek istemiyor mu?

Bu gibi sorular yüzünden allak bullak oldu insanların zihinleri maalesef. Tam 9 ay sonra, bu alçak darbe girişiminin ardından 16 Nisan'da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Referandumu'na gidildi. Rekor bir katılım seviyesi ile, yakın denilecek oy kullanımıyla sisteme "Evet" denildi. Hemen ardından beklenti oldukça yüksekti tabi ki.

Neden beklemesin ki insanlar? Yıllardır bu dava yolunda zaman harcayanlar, milleti için, devleti için, ülküsü için, hayatı için yaşamından parçaları eskide bırakan onca insan. Neden beklemesin?

15 Temmuz'da 249 vatandaşımız şehit oldu, 2149 vatandaşımız yaralandı. Biz millet olarak geçmişi çabuk unutsak da, bunu asla unutmayacağız belli ki. Buradan yola çıkarak beklentilerimiz arttı mı? Evet arttı. Bunca aile, acı çeken onca insan, hayatı boyunca liyakattan şikayetçi vatandaşlarımız, devletine küskün öğrenciler, sadece maaş almayı bekleyen memurlar, hükümeti sevmeyen öğretmenler, daha bu gibi nice vatandaşımızı sayabiliriz. Peki ya bu insanların neden istekleri arttı? Neden beklentileri yükseldi? Hiç düşündünüz mü?

Kıymetli okurlar, Türkiye'de yaşayan her vatandaşın artık beklentisi arttı. Ne bekliyoruz biliyor musunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi'nden, Adalet ve Kalkınma bekliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'nden, Cumhuriyet'e saygı ve Halk'a yakınlık bekliyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi'nden, milli duygular içeren öneriler, ve Türklüğü yüceltmek için elinden geleni yapan bir hareket inşaası bekliyoruz. Biz artık bu ülkede, huzurlu, mutlu, adaletli, refah seviyesi yüksek, doğal, ekonomik olarak kalkınabilen ve hani sürekli kullanıyorsunuz ya, "müreffeh" bir Türkiye istiyoruz. 15 Temmuz'u Direniş olarak gören bizler, 16 Nisan'ı Diriliş olarak yaşatmak istedik. 16 Nisan'da 2 tercihten birini seçen değerli vatandaşlarımız da, bu ülkede bir katkı yapmak istedi. 2019'da aktif olacak sisteme "Evet" ve "Hayır" dedi. Siyasetçiler ise, Türkiye ilerleyecek dedi. Kalkınacak, adalet doğru işleyecek, suçlar cezasız kalmayacak, suçsuzlar ceza almayacak, terör bitecek, alçak FETÖ ile, hain PKK ile mücadele kararlı olacak diye bizlere söz verdi. Bunlardan memnun olan Türkiye Cumhuriyetinin değerli vatandaşları, "biz size güveniyoruz" dedi. Hem hükümeti seven, hem sevmeyen, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN'ı seven, sevmeyen herkes "güvendiğini" ve "inandığını" bir şekilde açık etti. Bu durumdan sonra da bizlerin beklentisi arttı.

Gelgelelim günümüzde yaşanan olaylara. 15 Temmuz'un üzerinden tam 11 ay geçti. Millet yetkiyi verdi, hem de sonuna kadar. Daha önce işlenen suçları saymıyorum bile. Nerede bunların cezası? Devlet neden gerekeni yapmıyor? Soruları sokaktaki insanların kafasında oluştu mu? Evet oluştu. Bu Türkiye'yi felakete götürür. Siyasi krize yol açar, hangi siyasetçi, hangi siyasi parti bu durumdan memnun olur bilmiyorum açıkçası. Ekonomideki küçük toparlanma hepimizi mutlu etti, bu doğru. Fakat ya insanların içindeki güven duygularına zarar verirsek? Zarar vermeye başladığımızı düşünüyorum. Bu insanların karşısına nasıl çıkarız? Nasıl bu insanlara aklımızdakileri, inandığımız doğruları, davamızı, nasıl yol yürüdüğümüz Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN'ın liderliğini yaptığı menzile varmak için yapmak istediklerimizi insanlara nasıl anlatırız? Bu soruları hiç düşündünüz mü değerli okurlar, ben çok düşündüm. Her an da düşünüyorum. Devletimiz de en azından biz kadar düşünüyordur cümlesini kurmadan edemiyorum.

Televizyondan duyduklarımız, etrafımızda gördüklerimiz her ne kadar iç açıcı olmasa da, bu gibi soruları kendimize sormak iyi gelecektir diye düşünüyorum. Her zamanki gibi devletimize, bu aziz milletimize güvenimiz tam. Fakat artık reaksiyon gösterme vakti değil midir? İnsanlara karşı samimiyetimizi, güven duygularımızı bir kaybedersek, vay halimize. İnsanlar artık, birilerinin oraya buraya yürümesine, tencere tava çalmasına, ekranlardan yalanlar savurmasına bakmıyor, inanmıyor. İnsanlar gerçekleri daha kolay öğreniyor ve düşünebiliyor artık. Başkalarının yanlışlarıyla kendimize pay çıkarmak yerine önce kendimize bakmamız lazım. İnsanlar artık podyumlarda görünen hainleri, siyasetçi kılığındaki şeytanları, terör sevicileri, alçak gazeteci kılığındakileri, televizyondan haber yapmak adı altında hainlik yapanları kodeste görmek istiyor. İnsanlara hak ettiği değer verilsin istiyor, başka şey değil. Biz bugün bunu başaramazsak, yarın insanların yüzüne bakacak yüzümüz kalmaz. Aman diyelim, hissetiklerimiz değil, doğrular gerçek olsun.

Tevhidin ruhu adalettir. Adaleti bir kez bile incitirsen gök kubbe başımıza yıkılır. Haydi selametle...




Puanınız henüz bir paylaşımı sahiplenebilecek kadar yüksek değil.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 21 misafir olmak üzere 22 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Oca 17 02:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

<B>Türkiye'nin Dönüşümü Anayasa Değişikliği Teklifi</b>
bce2ed10b3c343fdd32352a0ec28a5481485006866

AK Parti iktidara 2002'de "Aydınlık yarınların Türkiye'sini inşa etmek için geliyoruz" dediğinde insanlar bu günlere ulaşmanın zorluğunu elbet biliyordu, bildiği için de ne yapıp edip, çalıştı, inovatif düşünceler ile yeni yerli ve milli üretim yollarını üretti ve Türkiye'yi geliştirdi, geliştirmeye devam ediyor. Türkiye geliştikçe, dostunun arttığı kadar, düşmanı da artıyor. Tuzaklar arttıkça artıyor, düzenlenen oyunlar artıyor, Avrupa'nın refleksleri bize karşı artıyor. Ekonomik sıkıntılar her geçen gün arttırılmaya(!) çalışılıyor. Fakat bu düzenlenen, tüm oyunlara rağmen, girdiğimiz tüm zorlu yollara rağmen, Türkiye senenin çeyreklerinde ortalama %3-%3.5 oranında büyüyor, büyümeye devam ediyor. Ve son olarak da her dönem sıkışan bu siyasi mekanizma ve meclis sistemiyle alakalı köklü değişimler ile, bazı ayrılıklar, farklılıklar ve kuvvetler ayrılığının halka tam olarak yansıması adına Yeni Anayasa Değişiklik çalışmaları paketi getirildi. Malumunuz gün içinde bu teklif 339 kabul oyuyla TBMM Genel Kurulu'ndan geçti ve yasalaştı. Cumhurbaşkanımızın onayından sonra 60 gün içerisinde Yeni Anayasa Referandumu ile karşı karşıya geleceğiz. Geçtiğimiz yıllarda olan Yerel ve Genel Seçimleri'nden ziyade daha farklı bir seçim olacak Türkiye için. AK Parti'nin millet adına hedefleri ve elbette MHP'nin desteği parlamentoda "tam kabul" mekanizmasını oluşturdu ve bu teklifin milletin iradesine bırakılması adına canla başla çalışıldı. Görselde gördüğünüz üzere ortalama 339-342 kabul oyuyla meclis gereken özveriyi gösterip cevabı aslında verdi, iş milletimize kaldı.

bce2ed10b3c343fdd32352a0ec28a5481485006866

Fakat TBMM'nin içinde olanları izledik, sokağa bu durumun nasıl yansıdığını izledik. AK Parti ve MHP'nin birlikte hareket etmesini kaldıramayanlar, zamanında AK Parti "Başkanlık için" HDP ile anlaştı naraları atanlar, mecliste birbirlerinin gruplarına bile oturdu. Evet, bunu insanlar gördü, "canlı yayın yok" naraları atıp, insanlar üzerinde yapmaya çalıştığınız algı dahi elinizde patladı, çünkü bizler TBMM TV'den de diğer kanallardan da sizi seyrediyorduk. Kürsü işgal etmeler, slogan atmalar, terörist kollamalar, suç sebebiyle hapis cezası alan insanlara arka çıkmalar, darplar, arkadan vurmalar, biz bunların hepsine şahit olduk. Kim düşünür, zaten teklifi "EVET" oyuyla her maddede rahat bir şekilde geçirenlerin olay yaratacağını? Elbette kimse. Zaten CHP ve HDP'ye güveni son derece azalan halk, artık iyice güvenmez oldu. Daha bugün şehit cenazesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun göndermiş olduğu çelenk, vatandaş tarafından atıldı. CHP Anadolu'da gezemez oldu. HDP kendini kaybetti, zaten hiç olmamıştı fakat insanlara şirin göstermeyi başardılar onları. Ama oyunların içinde, tuzakların içinde, kendi kurdukları düzenin içinde boğuldular. Kürdü Türke, Türkü Kürde, etnik kökenleri birbirine kırdıranlar yine onlar oldu, bunca çabaya rağmen. Fakat bu olaylar gerçekleşirken bu ayrılmış etnik kökenler ve farklı yaşam tarzlarında olan insanlar dahi birleşti, tek yürek, tek yumruk oldu. 15 Temmuz'dan sonra ne olduysa, milleti hep birleştirecek şekilde oldu. Şer gördüklerimiz hayır oldu, millet kenetlendi, Dünya da bunu açıkça gördü, Dünya'da eşi benzeri olmayan sahneleri Dünya izledi. Şimdi de eskimiş ve sancılar yaratan "Darbe Anayasası" milletin, gençlerin, kadınların, yaşlıların, her kesimin anayasası olacak şekilde değişime gidiyor. Gazi M.Kemal Atatürk'ün çizdiği yollar doğrultusunda, muasır medeniyetlerin üzerine çıkma hususlarında Türkiye ilerliyor, gelişiyor. Bunların devamı için gerekli olan, çift başlı yönetime karşı olan, kararların ve düşüncelerin hızlı tesiri ve millete yansıması için sistem değişikliklerine gidiliyor. Bu durum ne bazı kitlelerin usanmadan haykırdığı "rejim değiştirme, krallık, diktatörlük rejimi,faşizm" gibi benzetmelerine, ne de "laikliğin elden gitmesi, padişahlık, tek adamlık" sözleriyle bağdaşan bir durum değil. Millet de bunun elbette ki farkında. Dolayısıyla Anayasa Değişikliği Teklifi "Millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik" diyenlerin, ve bu "milletin bağımsızlığı ve gelişimi için her şeyi yapmaya hazırız" diyenlerin isteğiyle "Efendi olan milletin" önüne "hizmetkarlar" tarafından koyulacak. 1400 yıl bu sancağı taşıyan Atalarımızdan devraldığımız ve 1000 yıldır sancağını taşıdığımız bu medeniyetin önünü açmak, prangalarını kırmak da bize düşecek.

"Yeter, söz milletindir!"

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 7 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
8 Ağu 16 14:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Avrupa Medyası ve Türkiye
0034bfe2a6a4f6a0098433d306bb21321470651058

0034bfe2a6a4f6a0098433d306bb21321470651058

Avrupa'daki gazete ve televizyonlar, yaklaşık 5 milyon kişinin katıldığı Yenikapı’daki tarihi Demokrasi ve Şehitler Mitingi'ne bildiğiniz üzere çok büyük bir yer ayırdı. Çoğunu da okumuş bulunmaktayız. Özellikle muhalefet liderlerinin de bu mitinge katılmış olmaları bizleri ziyadesiyle mutlu etti. Siyasi partilerin teşkilatları da bizlerle birlikteydi. 

The Independent, The Times, The Guardian gibi gazeteler gayet doğal yorumlarla, bizler gibi yaklaşmış konuya. Bu durum da Avrupa Devletleri üzerinde etkimizi elbette artıracaktır. Alman Medyası özellikle "idam" konusunda parmak basmış. Hatta Avrupa Birliği'ne alınmamamız gerektiğini, çünkü idam olan bir ülkenin yeterli derecede demokratik ve doğru sisteme sahip olmadığını düşünüyorlarmış. Biz de yedik. B.Z Gazetesi de "Öl de ölelim" sözlerini başlığa taşımış, dokunmuş bu size, farkındayız.

Fransız Medyası, bu durumu Erdoğan'ın güç gösterisi olarak görmüş.Demokrasiyi, Erdoğan güç gösterisine çevirdi şeklinde başlıklar atılmış, evet, Fransız medyası. Yine bizlere Fransız kalmış. Belçika Medyası, La Libre gazetesi tıpkı Anadolu Ajansı tarzı haber yapmış, zaten bizim görsellerimizi kullanmışlar. Le Soir de ilk sayfadan habere yer verip özellikle "idam" konusunu getirmiş. İtalya Medyası ise bu mitingi "Erdoğan Avrupa'ya meydan okuyor" tarzında göstermiş, evet haklısınız. Il Messaggero gazetesi de beni çok mutlu etti. "Erdoğan için okyanusları andıran insan kalabalığı. Herkes darbecilere karşı birleşti" başlığını attı.İtalyan haber ajansı ANSA, “İstanbul’da 1 milyon kişi demokrasi için Erdoğan ile birlikte" başlığıyla haberi okuyucularına servis etti, tabi bu durum biraz onlara dokunmuş. 5 milyon kişi vardı. 5(Beş)!

"Erdoğan, İstanbul'da açıkladı: Eğer halk idam cezasını isterse siyasi partiler bu arzuya saygı duymalıdırlar" başlığını kullanan El Mundo gazetesi de mitingdeki kalabalığı "Ayakta bile olsan boş yer yoktu" ifadesini kullandı. Farkında mısınız, Avrupa Medyası'nın Türkiye'nin suçlular için vereceği cezalardan kendilerine bir çıkar yolu aramalarını? Bunlar açıkçası beni çok üzmüyor ama, tabi üzüldüğümüz şeyler de var. Mesela, Bosna Hersek'in haberiydi, Batı'nın eleştirilerine maruz kalan Erdoğan güç gösterisi yaptı, şeklinde haberler. Bize bu kadar yakın olan devletler bile ne yapıyor görüyorsunuz. Kimsenin güç gösterisi yaptığı yok, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde kişiler asla kaim değildir. Bizler bu ülkeyi yaşattık, yaşatıyoruz, yaşatacağız. Mevcut Devletimizin Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da arkasında olmamız kadar doğal bir durum olamaz, bu da böyle bilinmeli.

Geleyim bizim medyaya, hedef gösterme diyebilirsiniz ama. Evet gösteriyorum: Cumhuriyet! Bu rezil gazeteye ne zaman devlet müdahale edecek? Genelkurmay Başkanımızın verdiği selama takılmaları mı dersiniz, manşetlerinde attıkları saçma sapan haberler mi dersiniz. Resmen manşette HDP sevicilik, FETÖ sevicilik; millete ve askere düşmanlık var! Eksik demokrasi gibi yazılar, "HDP yoktu, asker vardı" gibi alakasız cümleler. Allah aşkına okuyun, yabancı gazeteleri okuyun, bu kadar nefret söylemleri vs. bulamazsınız. Fakat evet, bizim ülkemizde var. Diğer örnekleri de siz biliyorsunuz zaten...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
08 Ağu 17:10

Derleme için teşekkürler. Ancak ben geniş yer ayırdıklarına katılmıyorum. Yer ayıranlar da açıkça art niyetlerini belli ettiler. Görmesi gereken yerler gördü, o ayrı. Ama medyaları açıkça sansürledi.

Alpay Gökçe yazdı, 8 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
22 Tem 16 18:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Bölünürsek Yok Oluruz Bölüşürsek Tok Oluruz

Böylesine bir askeri darbe girişiminden kurtulmuş olan milletin bir ferdi olarak çok şükür ki bu yazıyı yazabilecek kadar hürriyete sahibim. Belki bugün Cuma Namazı bile kılınamayacaktı, belki de bugün internetimiz, telefonumuzdan girecek sosyal medya uygulamalarımızı kullanabilme imkanımız olmayacaktı. Önümüzdeki pazartesi günü de tüm gazeteler bir başlık açacaktı: "MİLLET KURTULDU", "Ordu basiretsiz yönetime el koydu" gibilerinden. Allah'tan böyle günler yaşamıyoruz da, güzel günlere doğru ilerlemeye devam ediyoruz.

Aşırı garipsediğim bir kitle var. Hala bu duruma "tiyatro" yakıştırması yapanlar. Ben onları kusura bakmayın ama ötekileştiriyorum, evet sen bizden değilsin! Asla da olamayacaksın! Millet hep bir yana, sen bir yana olacaksın, çünkü bu kadar kansızsın, darbecilerle aynı yerdesin, milletini sevmeyenlerle aynı yerdesin, evet sen başkalarının iradesiyle hareket etmeye, başkalarının sözüyle yaşamaya, bir nevi piyon olmaya, bir nevi tiyatro oyuncusu olmaya bu kadar alıştığın için bu durumu tiyatro olarak görüyorsun. Bana kızma, evet sen bir TİYATRO sonucusun ve bu ülkenin kanser hücrelerinden birisin.

Cuntacılar 3 durumun farkında olmadan bu işe başladılar belli ki. Çünkü inanılmaz derecede hazırlıklıydılar. Erken başlamak zorunda kaldılar çünkü TSK'nın bazı birliklerindeki askerler polisi arayıp bilgisini vermiş, MİT de ayrıca istihbarat sayesinde gereken yerlere bilgileri iletmiş. MİT'in içinde de yanlışlar olduğu aşikar fakat bu konuları daha başka bir kapsamda konuşabiliriz. Sonrasında Kahraman Polis Teşkilatımız da harekete geçtiği için darbe teşebbüsü erken saate alındı. Bunu da küçücük bir kanıtla ortaya koyabiliriz. TRT'deki spikerimizin okuduğu "darbe bildirgesi" içinde "saat 03:00 itibariyle yönetime el konulmuştur" ibaresi geçiyor. Fakat bildirge daha erken okundu biliyorsunuz, çünkü onlar erken harekete geçti. Aslında tam olarak Kenan Evren döneminde olan darbeler gibi olacaktı, biliyorsunuz onlar da 03:50'de yapmıştı bunu. Gelelim bu 3 duruma, birincisi halkın bu kadar duyarlı olduğunu düşünememişler, nasıl düşünsün; ne halktan biri, ne milletini seven biri nasıl halkının farkında olabilir ki! 2.Durum ise Polis Teşkilatı'nın bu kadar kuvvetli ve organize olduğuna ben dahil kimse inanmıyordu, doğal olarak cuntacılar "polisi hemen hallederiz zaten" düşüncesiyle hareket ettiler fakat olmadı. 3.Durum ise "Erdoğan'ı sevmeyenler, hükümete muhalifler, aşırı Atatürkçüler, aşırı laikler nasıl olsa bizim yanımızda olur ayaklanmazlar" düşüncesiydi. Fakat öyle bir durum da olmadı. Çok şükür muhafazakarı, milliyetçisi, sağcısı ve solcusu birlik olarak, millet olarak dışarıdaydık biz!

CHP'nin kalesi denilen İzmir, kentinde ne kadar darbeye karşı olduğunu gösterdi, adeta sokaklara döküldü. Onu geçtim yakında birlikte miting bile yapacağız! Çengelköy'deki askerlerin öfke kusmasını da dinlediniz değil mi? Hepsinin kayıtları, hatta videoları bile çıktı. Ama aramızda hala tiyatro diyen hainler bile var. Sonrasında Sabiha Gökçen Havalimanı'nda Sürat Kargo'nun araçları (Sürat Kargo'nun FETÖ üyesi olduğunu herkes bilmeli) bulunuyordu ve bıraktıkları kargoların içinde "Kumanyalar" vardı. Yani çatışan askerler olur da acıkırsa doysunlar diye! Sonrasında gördüğünüz üzere TBMM bombalandı. İşgalci kuvvetler dahil TBMM bombalamamıştı. Ülkenin televizyon kanalları sağ-sol ayırt edilmeden basıldı. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan öldürülmek veya yakalanmak istendi. (Whatsapp konuşmaları ortaya çıktı.) Bunların hepsi tiyatro olabilir mi? Başka bir konuya gelelim "kafası kesilen asker" konusu. Böyle bir şey olamaz arkadaşlari yok da zaten. Boğazı kesildi denilen asker, tedaviye alındı, hatta tedaviden sonra gözaltına bile alındı. Kim biliyor musunuz bu adamı hastaneye götürenler, boğazını kesti diye yalan uydurduğunuz "SİVİL VATANDAŞLAR". Bu arada, linç oldu mu; evet oldu. Fakat ben size Kahraman Binbaşımız Barış Dedebağı'nın bir cümlesini söyleyeyim. "Beni linç etmeye kalktılar, zor anlattım kendimi onlara, fakat onlar haklıydı, bana yumruk vurdularsa sonuna kadar haklarıdır, helal olsun!" Geleyim öbür konuya, Fatih Portakal denilen haysiyet yoksunu, kafası kesilen asker diye fotoğrafını paylaştı. Üstelik bir de acıdığını yazıp, demagoji mahiyetinde bir yazı da eklemiş. O söylediği çocuk, benim semtimin çocuğu çıktı. Askerliğini bitireli çok olmuş, emniyet müdürümüzle beraber akşam konuşmaya çıktı, ismi de Burak Salıvermez, semtimin çocuğu! Böyle insanlar bu ülkede barındıkça, elbet sürekli sorun yaşayacağız. Fakat bizim bu milletimiz var ya, daha nice destan yazmak için evlerinde, sokaklarda, havada, karada ve denizde, emin olun ki her yerde beklemede. Hele ki, anlatmadan geçemeyeceğim. Cumhurbaşkanımız haberi aldığında, 2 rekat sefer namazı kılıp, "Haydi Bismillah" diyerek İstanbul'a geldiği uçağına binerek milletinin önüne çıktı. Böyle bir milleti ve devleti asla yıkamayacaksınız biline!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 12 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Tem 16 14:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Namlusunu Milletine Çevirmiş Tanka Selam Durmam!

15 Temmuz gecesi Türkiye hem bir darbeyi, hem bir terör saldırısını hem de belki de tarihin en büyük halk isyanına şahit oldu. Karmakarışık bilgiler ve sosyal medyadaki kötü algı yönetimi sebebiyle yazımı geç yazma kararı almıştım. Doğru da yaptığımı düşünüyorum. Bugün bu yazıyı yazarken tabi ki ben de bir iç çekiyorum, belki de bugün bu yazıyı yazamıyor olacaktım. Ben de düşündüğünüz üzere "demokrasi nöbetindeyim" 3 gündür. Gerçekten bir demokrasi mülakatından geçiyoruz "o" geceden beri.

Türkiye'de bildiğiniz üzere son darbeden beridir demokrasiyle yönetim belirlenir, demokratik olmayan şekilde kimse bir yerin yönetimini alamaz, buna devlet kurumları da dahildir. Seçilmişler hep ön plandadır ve son yıllarda bu durumun tesiri daha da artmıştır. Bu durum da doğal olarak birilerinin artık harekete geçme isteğini fitillemiştir.

Partili olduğumu gizleyecek değilim, o akşam parti binasında toplantıdaydık. Toplantı bitmişti ve kısa bir süre sonra haberler yayıldı. Köprüler askerler tarafından kapatılmış, havadan F16 ve Sikorsky helikopterler geçiyor, hem de korkutucu şekilde. Sonra İstanbul ilçelerinde evime yakın olan yere doğru ilerlemeye çalıştım, resmen askerler ilçe giriş çıkışlarını ele geçirmiş. 3 defa taksiden indirildik, polisler yavaş yavaş ilçeleri abluka altına alıp, durumu kontrol altına almayı hedefliyorlardı, ki o gün kısmen hedeflerine ulaşmışlardı. Fakat o sırada TRT'de "darbe bildirgesi" okunuyordu bile. Allahtan eş zamanlı olmasa da ardından Başbakanımız Sn. Binali Yıldırım kanallarda "görevimizin başındayız" mesajını vermişti, fakat halk bununla asla yetinmezdi ve çok endişeliydi. Sonrasında beklenen mesaj Sn.Cumhurbaşkanımızdan geldi. Aceleyle 3G bağlantısıyla o rahatlatıcı konuşmasını yaptı ve milletini sokağa döktü, bu sayede hem Polis Teşkilatı, hem de MİT zaman kazanmış oldu. Darbe yavaş yavaş önleniyordu.

Fakat burada anlatmadığımız bir şey daha var. Erdoğan Marmaris'teki otelden normalde Ankara'ya gidecek, ama 1.Ordu Komutanımız Org. Ümit Dündar kendisini arayıp İstanbul'a gelin, ben sizi korurum diyor. Acilen çıkılıyor ve İstanbul'a dönülüyor, Allah'tan 1. Ordu Komutanımız "SATILIK" değilmiş, yoksa bu yazıyı yazamıyor olacaktık. Belki o uçak TC-ATA koduyla kalksaydı, şu an "karşı gelecek(!)" bir Cumhurbaşkanımız bile olmayacaktı. Uçak TK-8456 koduyla inerek darbecileri de ters köşe yaptı. O sırada askerler darbe işlemine devam ediyor tabi. Genelkurmay Başkanımız Hulusi Akar'ı çoktan bağlamışlar bile, zorla bildirge imzalatıp "topyekün TSK darbesi" gösterme hedeflerini tutturmak için kim bilir neler yaptılar...

Tabi aynı zamanda Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi, 15 Temmuz akşamı Eskişehir’de düğünde olan Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Bostanoğlu’nu da çoktan ekarte etmişler bile. Sırayla komutanlarımız da operasyonlarla kurtarıldı, ve devamında da devlet binaları ve kanallar tek tek devlet kontrolü altına girmeye başladı.

Bu alçak darbe girişimi sonucunda Türkiye Cumhuriyeti Devleti yönetimi ve Aziz Millet, yabancı dostlarımızı(!), asker görünümlü teröristleri, devlet yönetiminde bulunan hainleri, polis teşkilatında bulunan vatansızları, kamuda çalışan satılmışları da tanımış oldu. Bu noktada sığınacağımız tek yer millet oldu. İnanılmaz bir özveri ve birlik içerisinde millet bu duruma dur dedi ve durum normalleşmeye başladı.

Şunu hiçbir zaman unutmayalım, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Mehmetçiklerimiz bizim gözbebeğimizdir. Polis Teşkilatı her zaman bizim güvencemizdir, ama bu devlet ve millet oldukça Allah'ın izniyle bizi kimse yok edemez, edemeyecek de!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 5 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Mar 16 01:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

" Troll Diye Linç Ettikleriniz... "

Bir süredir sadece "troll" diye nitelendirilen Twitter'daki kişileri takip ediyorum. Büyük bir kısmı Gezi Darbe'sinden sonra sosyal medyada aktif olan insanlar. Sosyal medyada bugüne kadar hala proaktif kullanıma devam eden o troll diye aşağıladıklarınız olmasaydı bugün bu durumda olamayacaktık belki de.

Bugün meclisteki Ak Parti vekillerini incelediğinizde, eleştiri değil tamamıyla yalan ve iftira ile Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a yapılan ihanetlere karşı kaçı kalkan oldu bir bakın. Kaç tane Ak Parti'li vekil Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve Başbakan Davutoğlu'ya arka çıktı araştırın. Ak Parti'de şöyle bir rehavet var. Binbir türlü iftira atılıyor partiye, binbir türlü yalanlar söyleniyor ama Ak Partili bir çok vekil sadece maaşına bakıyor. Davanın bu kadar çabuk rahatladığını mı düşünüyorsunuz yoksa? Dava sadece oy oranı olarak rahatladı. Sokaklara bir bakın, insanların yarısı bizden nefret etmek üzere. Sizler köşelerinize çekilip akşam haberleri okurken, utanarak söylüyorum ki Hüseyin Çelik ve Suat Kılıç gibi adamlar da twitter'dan size sallarke, siz sadece uyuyorsunuz. Ama o ezdiğiniz "Troll" (!) ler sizin partinizi kolluyor. Eğer bu adamlar bu partinin askeri olsaydı, hepiniz yok olur giderdiniz. O adamlar partinin değil, bu davanın askerleri çünkü.

Son olaylarda bile Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın arası açık ve Ak Parti içten içe dağılıyor şeklinde açıklamalara kaç tane Ak Parti'li vekil, kaç tane vakıf, dernek ve STK aksi açıklamada bulundu? Ben biraz araştırdım ama iki elin parmağını geçmez değerli arkadaşlarım. En son Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak beyefendi çok güzel açıklamalarda bulundu. Ama biliyorsunuz üç yüz küsür milletvekilinden kaç kişi sayabilirsiniz? Sayamazsınız, çünkü bizde büyük bir rehavet var, kendimize gelelim değerli kardeşler.

O "troll diye linç ettikleriniz", korkmayın doğru işler yapıyorlar. Hz.Ali'nin bir sözü vardır: "Haksızlık karşısında eğilmeyiniz. Çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz." Bu insanlar şerefini kaybetmemek için varını yoğunu bugün ortaya koyuyor, bakın gelecekte de koyacaklar. Ama biz bi' aynaya bakalım olur mu? Kendimize "dava adamı" yakıştırması yapıyor olabiliriz, ama bu sandığımız kadar da kolay değil.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 5 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
7 Oca 16 01:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Hendek Siyaseti

Son günlerde CHP'yi yakından takip eden biri olarak, Genel Başkan'dan tutun Gençlik Kolları başkanlarına kadar araştırıyorum. Geçtiğimiz gün yapılan açıklama açıkçası beni şok etti. CHP İstanbul Gençlik kolları başkanı Kenan Otlu terör gruplarıyla omuz omuza mücadele edeceklerini söyledi. Güneydoğu için Kürdistan ifadesini kullanırken güvenlik güçlerimizin mücadelesine faşizm dedi. Biz nasıl Gezi’de yan yana durduysak, nasıl 1 Mayıs’ta birlikte gaz yediysek, Ankara katliamında kanlarımız birbirine nasıl karıştıysa bu zulmün karşısında da yan yana, omuz omuza duralım. Barikatta da, alanda da, faşizme karşı omuz omuza duralım dedi. Savaşın da bir kuralı olduğunu ancak bugün Kürdistan’da savaş hukukunun çiğnendiğini dike getiren Otlu, “Doğuda katliam ve zulüm vardır” dedi. Hatta ve hatta "AKP tarafından, hendek olayı, diğer kesimlere karşı öcüymüş gibi bir malzemeye dönüştürüldü" dedi. Gerçekten duyduklarınıza inanabiliyor musunuz?

Bu duyduklarınızı söyleyen, gerçekten HDP'li veya PKK'lı bir kişi değil. İstanbul CHP Gençlik Kolları Başkanı. Bu kademeye gelirken ne kriterlere göre seçiliyorlar bilemiyorum. Ama anlaşılan o ki Genel Başkan uyuyor. Gerçi ne yalan söyleyeyim, Genel Başkan'ın haberi vardır bu insan müsveddesinden. Kendisi de aynı düşünmeye başladı sanırsak ki bu olaya kayıtsız kalmış. Zaten kendisi de duyduğunuz üzere Rusya konusunda da Rusya'nın yanında bir politika seyretti kendisi ve vekillerinin bazıları ile. Nasıl bir siyasi izlenim yarattıkları zaten ortada, umarım millet bunu görüyordur.

Korktuğum şu ki, devlet katliam yapıyor ve Türkiye IŞİD'e destek veriyor şeklindeki iftiralar bazı insanların kafasında kalacak ve yalanlar silsilesi ile insanlar buna inanacak. O yüzden bunu bertaraf etmek için gereken kesinlikle yapılmalıdır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 6 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
1 Oca 16 17:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Ah Basın Vah Basın!

Yeni yıla Sözcü Gazetesi'nin iğrenç başlığı ile girdik. Gördüğünüz üzere her satırda ya Tayyip, ya Erdoğan, ya da Recep var! Hatta başına veya sonuna bakarsanız ÖL-TAYYİP bile var. Bu yeni yılın ilk gününün, ve bu gazetenin ilk manşeti! Yıllardır kusarak yayın yapan bu gazete hala da kusmaya devam ediyor. Müdahale var mı, tabiki de yok. Basın özgürlüğü sıralaması paylaşan tatlı su solcularını da beyinlerini kullanmaya davet ediyorum. Lütfen bir bakın, o listede 180 tane ülke var be biz 154. sıradayız. Yani ben demiyorum, liste diyor. Bizim önümüzdeki 153 tane ülkede acaba basın nasıl işliyor. Valla bizde bakın fotoğraftaki gibi işliyor. Üstelik bundan daha kötüleri de vardı.

19 Eylül 2013 "Dindar öğretmen arıyorlar!" başlığı, sanki dindar öğretmenlik kötü bir olaymış gibi açıklamalar, 31 Temmuz 2011'de yaptıkları "Tayyip aradığı komutanı buldu", Genel Kurmay Başkanımızı aşağılamak amacıyla yaptıkları bir manşetti, 27 Mayıs 2013'te "Şerefine Tayyip" manşeti, 11 Ağustos 2014'te "Saksı bir başbakan aranıyor" manşeti, 18 Temmuz 2014'te "Oğlum Tayyip, gel bu işten vazgeç!" manşeti, burada da Sayın Cumhurbaşkanı'na padişah olduğunu ve bu işi bırakmasını söyleyecek bir karikatür kullanarak bu yapılmış. Bu yazdığım manşetler sadece Sözcü Gazetesi'nin iğrenç başlıklarıydı. Bir ülkenin cumhurbaşkanına, ismiyle hitap eden, ki üstelik kendi ülkesinin cumhurbaşkanına, bir gazete bu! Her gün manşetinde olmasa bile bir arka sayfasında kin kusan bu gazete, en çok basın özgürlüğü diye bağıran gazete bir de.

Genç kardeşler, gazete okumuyorsunuz, haber okumuyorsunuz, hiç bir şeyi takip etmiyorsunuz, ama şöyle diyorsunuz: "Bu ülkede basın özgür değil!" Bak kardeşim, basın öyle bir özgür ki. Senin ülkenin Cumhurbaşkanına açık olarak Ana-Avrat küfür bile ediyor. Sürekli dalga geçtikleri karikatürleri yayınlıyor, ailesine bağnaz şekilde saldırıyor. Sen hala 154. sıradayız diyorsun, üstelik sen de sokakta, Twitter'da, orada burada sövüyorsun. Ama hala inatla, basın özgür diyorsun! Basın özgürlükten artık kendisine öz-yönetim kuracak. Öz-Yönetim nedir öğrenmişsindir zaten artık, malum günümüz aydın, başarılı, okumuş ve süper kitlesi bu kelimeleri iyi biliyor. Ey sen genç kardeşim, artık bazı konuları farket ve kendine gel.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 3 misafir olmak üzere 9 kişi beğendi, 20 yorum yapıldı.
28 Ara 15 13:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Lavrov'a Parmak Salla da Görelim

Gün geçmiyor ki HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ülkesini dış ülkelere şikayet etmesin. Son günlerde kendilerini ve partisini takip ediyor musunuz ?

Rus uçağı SU-24'ü yeni angajman kuralları gerekçesiyle Türk askerlerinin düşürdüğü günden itibaren S.Demirtaş sürekli birilerini ziyaret ediyor. Her gün farklı farklı kanallarda, farklı farklı röportajlar veriyor. Ve diktatörün ülkesinde bu adam hala cezalandırılmıyor(!)

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Ahmet Davutoğlu "Artık HDP ile aynı masada oturmamızın bir anlamı yok" diye bir açıklama yaptı. Çok da yerinde bir açıklamaydı her ne kadar benim gözümde gecikmiş bir açıklama olsa da. Demirtaş ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sını mı görüşeceksiniz? Bu gerçekten kulağa komik geliyor. Gelelim bu meşhur görüşmelere...

Demirtaş "Hendekleri oradaki insanlar kendilerini savunmak için kazıyor" şeklinde bir açıklama yaptı, hatta Peygamber Efendimiz'de hendek kazdı(!) şeklinde açıklamalar oldu. Peygamber Efendimiz kendilerine düşman olanlar onların ırkına saldırmaya gelirken, onları tuzağa düşürmek için hendek kazdı Ey Demirtaş! Sen kimin ülkesinde kim hakkında bu yorumu yapabiliyorsun? PKK'nın teröristleri, güvenlik güçleri anamızı ağlatıyor diye açıklama yapıyor. Sen çıkıp aynı gün "Kürdistan'ı kuracağız!" diyorsun. Nereden geliyor bu gaz, ne ile çalışıyorsun ey Demirtaş? Sen değil miydin biz Türkiyelileşen partiyiz, biz halklara hitap eden, herkesi kucaklayan ve haklarını savunan bir partiyiz diyen? Sen şimdi kim olduğunu zannediyorsun da Türkiye içinde yeni bir toprak alıp, kendi özgür ülkemizi kuracağız diyorsun. Doğudaki garibim insanları tehditlerle alıp Türkiye Cumhuriyeti'ne kin duymalarını sağlayabilirsin, Türk askerine ateş açtırabilirsin, ama ey Demirtaş sen bu İstanbul'da, İzmir'de sana oy veren Berkecan ve Pelinsu'ların eline silah verip mi kuracağını sanıyorsun Kürdistan'ı? Bırak toprağı, sana bu milletin evlatları bir çakıl taşı dahi vermez, vermeyecek!

Bugün yine Al-Jazeera'ya çıktın. Diyorsun ki şirin görünmek için hiçbir şey yapmam. Adın "cici çocuk" ilan edildi Demirtaş, ne şirin görünmesinden bahsediyorsun. Hayatınız yalan olmuş sizin. Sizin yüzünüzden Rusya medyasında "Türkiye insanlık suçu işliyor, etnik soykırım yapıyor!" şeklinde açıklamalar yapabiliyor. Sıkıyorsa Putin'e de parmak sallasana diyordun. Kime dediğini iyi biliyoruz. Putine nasıl "el salldığımızı" görmüşsündür Demirtaş. Ama senin de Lavrov'a parmak sallamanı beklerdik, ama iyi kucaklaştınız anlaşılan, hatta bırak kucaklaşmayı, esas duruşa geçtiniz karşısında.

Ertuğrul Özkök bile sana hain demeyeceğim ama bize ihanet ettin demiş, Kürdistan'ı kuracağız açıklamandan sonra. Zaten bu ülkenin medyasının cici çocukları da seni parlatmayı bırakırsa bakalım ne gibi açıklama yapacaksın, zaten duymuştuk benzerlerini.Sendin yine "Başkan Apo'nun heykelini dikeceğiz" diyen. Ama o Kemalist Berkecan'ları, Pelinsu'ları kandırdın, bu sefer onlar bile kanmaz sana.

Bunları boşver artık heval. Erkek haliniz ile "Giydiğiniz fistan, istediğiniz Kürdistan." Bu hayalleri bırakın ve kaybolun gidin yurdum insanının elleriyle kazandığı bu topraklardan. Sen bilmezsin Asım'ın neslini. Ama biz sana er-geç öğreteceğiz.

"Asım'ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek,çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek"

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
01 Oca 18:10

Kadir Bey, bilgilerinizi siz de yazıya dökün de, millet faydalansın bu kadar güveniyorsanız bilginize. İnsanlara boş sataşmaktan vazgeçin, profilimi de rahat bırakın.

31 Ara 11:37

Kadir Kol

Puan: 12

Rahmetlik Orwell hayatta olsaydı da düşünceme bile kelepçe takmak isteyen bu zihniyeti görseydi keşke. Kenan Paşa da notlarını sizin gibi başka bir dilde alırmış az kalsın çok sevdiği tabloları ile aynı akıbeti paylaşacaktı...Kendinizi düzeltin lütfe

Alpay Gökçe yazdı, 4 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
9 Ara 15 01:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Siyaset Üstü Bahçeli

Herkesin de beklediği gibi MHP'de parti içinden çıkan sesler ve tabanının bu çıkan sesleri ittirmesi sebebiyle şimdiden bir yarış başladı. Farkettiniz mi, gayet demokratik zannedilen MHP içinde bir anda seçim yarışı başlayınca taşlamalar ortaya çıkmaya başladı. Başrolde tabiki de Devlet Bahçeli var. Bugüne kadar mücadele ettiği tüm dava arkadaşlarını öyle bir ezmeye çalıştı ki, şeytanla bir tuttu resmen.

MHP lideri aynı zihniyetiyle devam ediyor bana kalırsa. Açıklamalarını dikkatlice dinledim, bu insanlar demokratik haklarını kullanıyorlar tabiki de şartlar olursa kongre olur ama bizim kongremiz 18 Mart 2018'de dedi. Bu da demek oluyor ki, 18 Mart 2018 Bahçeli Geçilmez! Bu konudan sonra hemen başladı diğerlerini taşlamaya. Toplamda 13 tane adayımız var dedi. Ama zaten birisi olamaz dedi, kısacası "ocak dışı" dedi. Hemen en yakın rakiplerine topu atmaya başladı. Meral Akşener'den bahsetti önce, hakkında dediği şey "MHP'yi CHP yapmak isteyenler". MHP'nin bugün CHP'den farkı nedir ben inanın fark göremiyorum. Sonuçta bunlar daha zamanında beraber Cumhurbaşkanı oylamamış mıydı(!)?

Devamında sıra geldi Koray Bey'e, kendisini Paralel Yapı'nın yerleştirmek istediği kişi olarak belirtti, üstüne üstlük "ayağınızı denk alın!" diyerek çıkıştı. Benim aklıma takılan soru ise, hem 7 Haziran'da hem de 1 Kasım'da Koray Bey'i başkaları mı aday gösterdi? Ağzına F.E.T.Ö'yü almayan Bahçeli ne oldu da bir anda Fetullah Gülen Cemaati düşmanı oldu? Ben cevabını vereyim, cemaatin istediklerini yerine getirdi ama, baktı ki istediğini alamadı, sonra durum değişti tabi...

Asıl konumuza dönelim, tabiki de Meral Akşener, Devlet Bahçeli adını duyunca yüzü düşüyor adeta, belli ki korkmuş. Ama bence korkmasına gerek yok, çünkü Meral Hanım'ın daha bir siyasi imajı yok, üstelik MHP kadını genel başkan yapar mı? Bana kalırsa yapmaz, keşke yapsa aslında. Meral Akşener daha DYP zamanlarında olmayacağını anlayınca Ak Parti başlangıcındaki projelerde yer alır gibi olmuştu ama sonradan direk MHP'ye geçiş yaptı. Yani bakıldığında asıl bir MHP teşkilatçısı, dava sahibi, ocak ile ilgisi olan biri, kesinlikle değil. Bu şekilde bir genel başkan olmak açıkçası zor, olunsa bile parti tabanına hitap çok kısıtlı olacağı için Devlet Bahçeli kadar bile oy oranı elde edilemeyebilir. Ayrıca bana sorarsanız Meral Hanım aday da olmayacaktı, o kadar çok pohpohlandı ki, aşırı derecede gaza geldi, geçtiğimiz günlerden birinde FOX TV'de Fatih Portakal'ın programında döktürdü adeta. İnanılmaz yani, diyor ki "Başbakan olacağım!" Nereden aldıysa artık gazı, projesiz, teşkilatsız, zamansız, çalışmadan söylüyor. Bunu en son Kemal Kılıçdaroğlu demişti. Gül gül ölmüştük...

MHP'lilere bir söz hatırlatacağım. Meral Akşener'den alıntıdır. "Benim için HDP'nin barajı geçmesinde bir mahsur yok." Bakın bu kişi, MHP Genel Başkanı olmak için aday. Hatta başbakan olacağım diyor...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 2 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
29 Kas 15 01:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Türkiye Rusya ve Günümüz

Geçtiğimiz günlerde Suriye sınırında Türkiye hava sahasını ihlal eden SU-24 tipi bir Rus savaş uçağı, Türk Silahlı Kuvvetleri'mizin F-16’ları tarafından düşürüldü. Sebebi ise gayet basitti, angajman kurallarına aykırı hareket edilmesinden dolayı. Yalnız küçük bir analiz yapacak olursak da Türkiye yeni angajman kurallarını da iyi öğrenmiş, uçağın hangi milliyete ait olduğunu bilmeden, sınır ihlali yapıldığı için, üstüne üstlük 5 dakikada 10 uyarı yapılmasına rağmen gereken reaksiyon gösterilmediği için, uçak düşürüldü. Uçağın düştüğü haberi yapıldığı günden beridir bu konuşuluyor. Neymiş Rusya Türkiye'ye savaş açacakmış, neymiş Rusya doğalgazı kesecekmiş, neymiş biz bitmişiz. Nedir bu aşağılık kompleksi hiç anlamış değilim.

Türkler Dünya tarihine adını altın harflerle yazdırmış toplumdur. 2015 Türkiye'sinde gerçekten insanlar bunun farkında değil. Türkiye konumundan ötürü, diğer ülkelerle bağlantısından ötürü çok mühim bir noktada. Rusya burada bizim en yakın müttefiklerimizden biri olarak gözüküyor. Üstüne üstlük Türk Akımı'nda bizimle beraberler, Akkuyu Nükleer Enerji Santrali inşaatında bizimle beraberler. Rusya'ya ülkemizden doğalgaz için toplam fatura yılda 25 milyar dolar. Rusya eğer doğalgazı kesmek istiyorsa, 25 milyar dolar zarar etmiş gibi olacak aşağı yukarı. Neden derseniz zaten en pahalı fiyattan bize satıyor. Ayrıca görmüş olduğunuz üzere Cezayir, Azerbaycan hemen bizden alın diye çıkıştı bile. Böyle bir durumda mümkün değil Rusya ters bir reaksiyon göstermez. Bu arada utanarak söylüyorum, bizim atalarımız vatan derdindeydi, şimdikiler üşümekten korkuyor!

Üstelik bir topluluk daha var, malum medyadan bahsediyorum, malum tatlı su solcularından bahsediyorum, okulda kulaklarımla duydum. "Ya bizi biraz vursalar da, bize denk gelmese, ama şu hükümet zarar görse!" , "Dümdüz etsinler ya bazı yerleri, görsünler bakalım ne olacakmış, hem de bunlardan kurtulmuş oluruz!" şeklinde cümleler. Utandım açıkçası, kendi kendime nerede yaşıyoruz biz diye sordum. Sonra sosyal medyayı takip ettim, bir twit gördüm. "Vur Rusya vur! Sen vurdukça RTE ve Davutoğlu vurulmuş gibi olacak" şeklindeydi. Bunlar hakkında birşey konuşmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Düşmanlar her zamanki gibi içimizde. Kendimizi terbiye ettikten sonra eminim doğru yolu bulacağız.

Yazımı tamamlamadan bir dua etmek istiyorum.-

"Allah jeopolitik konumun da hayırlısını versin, Amin."

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
30 Kas 01:16

çok teşekkür ederim Alya

30 Kas 01:15

Öyle Ahmet Bey, hayat işte:)

Alpay Gökçe yazdı, 3 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
26 Kas 15 13:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Yeni Kabine ve Günümüze Yansıması

Seçim sonrasında kafaları en çok karıştıran "kabine" konusu da geçtiğimiz gün kapanmış oldu. Listede çok farklılıklar var açıkçası. Bir çok kulis takipçisi, içerden aldıkları bilgilerle az çok tahmin yürütebiliyordu fakat bu sefer aksine farklı bir kabine çıktı. Ama genel olarak baktığımızda kesinlikle güçlü ve uyumlu bir kabine olmuş, Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a önümüzdeki günlerdeki çalışmalarında başarılar dilemekle beraber dualarımı iletiyorum.

Başbakanımız Ahmet Davutoğlu 64. Hükümet'in bakanlar kurulunu oluşturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın onayından sonra yeni kabine açıklandı. Yeni kabinede ise eski zamanlarda bu bakanlıklarda bulunmuş olanlar tekrardan geri dönüş yaptılar. Eminim ki çok güzel işler başaracaklardır. Yıldırım Tuğrul Türkeş Beyefendi'nin başbakan yardımcılığı görevine getirilmesi bizleri kesinlikle çok mutlu etti. Babası Merhum Alparslan Türkeş, zamanında Necmeddin Erbakan hocamızla beraber yürümüştü, oğlu da ona layık bir evlat olduğunu gösterdi ve çalışmalarına Ak Parti kadrolarıyla devam etme kararı aldı. Ak Parti de kendisini kesinlikle bu şekilde ödüllendirdi. İkinci olarak Eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in başbakan yardımcılığı koltuğuna oturması çok iyi oldu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin belki de en iyi yetiştirdiği ekonomi ve maliye bilgisine sahip olan bakanlardan biridir kendisi, kesinlikle çok iyi işler çıkaracaktır.

Kabinede bulunan yaşayan efsanelerden kesinlikle en çok dikkat çeken isim Binali Yıldırım'dır, yine Ulaştırma'nın dümenine geçti. Bizi güzel yollar, köprüler ve yeni çılgın projeler bekliyor. Özellikle sevindiğim bir kişi daha kesinlikle İçişleri Bakanı'mız Efkan Ala, tam bir paralel avcısı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu yüzden bu konuda da çok ilerleyeceğiz. Beni şaşırtan ise Süleyman Soylu oldu. Tepkileri üzerine zamanında çok çekmiş bir isim kendisi ama kendisine ne görev verildiyse en iyi şekilde görevini yaptı. Açıkçası Ak Parti bence onu yedirmedi. Medyanın belki de en çok yüklendiği isim ve Aydın Doğan'a en çok salvo yapan Ak Partililerden biridir kesin Süleyman Bey. O yüzden de şaşırdığım kadar mutlu oldum kendisi adına.

Ali Babacan konusuna da değinmek istiyorum, Ali Babacan herkesin benimsediği bir insan fakat çok uzun zamandır görevde bulunuyor ve bana kalırsa dinlendirilmesi mantıklı oldu. O nasıl olsa bu konularda yardımcı olacaktır illa bakanlık koltuğunda oturmasına gerek yok. Kesinlikle Mustafa Elitaş'a da yardımcı olacaktır ve her şey rayına oturacaktır. Aşırı eleştirilere bana kalırsa kesinlikle gerek yok. Gönlünüz rahat olsun.

Eleştiri konusuna değinecek olursam, eleştirileri yapılması gereken yerde yapmalıyız. Akbabalar nereden açık yakalarız diye beklerken, siz siz olun herkesin yanında eleştiri bile yapmayın. Listeye girmesi hoş görülecek bir çok isim girmedi belki ama bu demek değil ki onları bizler sevmiyoruz, veya Ak Parti sevmiyor. 317 tane milletvekili var bu partinin. Doğal olarak bazı vekillerimiz dışarıdan yardımcı olacak kabineye. Yoksa bu işin bir anlamı kalmazdı açıkçası. Görev veriliyor ve alan hakkıyla yerine getirdikten sonra problem yoktur sonuçta.

Tüm vekillerimizi, bakanlarımızı, başbakanımızı ve cumhurbaşkanımızı Allah muvaffak etsin. Yeni Ak Parti yönetim şeması ve kabine hayırlı uğurlu olsun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
26 Kas 16:19

Teşekkür ederim okuduğunuz için

26 Kas 16:03

Tebrikler

Alpay Gökçe yazdı, 2 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Kas 15 05:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

" Daeş ve Ötesi "

Fransa'daki terör olayıyla biliyoruz ki 129'a ulaştı. Bu kadar kişinin ölmesinin sorumlusu tek kelime ile "terör". Terör her zaman ve her yerde lanetlenmelidir açıkçası. Yalnız terör olayları neden bazı ülkelerde "duyarlılık konusu" haline geliyor anlamış değilim. Sonuçta terör, nerede olursa olsun, senin,benim, bizlerin karşı olması gereken bir şey değil mi?

Paris'te gerçekleşen terör saldırısı öncesinde, sayısını bile hatırlayamayacağımız kadar patlama, terör olayı gerçekleşti. Evet bizim ülkemizde, Türkiye'de. İnsanlara hiç baktınız mı, Fransa'da olan durumla ilgili konuşmalara ve yorumlara, bir de bizim ülkemizde yaşanan olaylara karşı konuşmalara ve yorumlara? İnanır mısınız, olay olduğu andan itibaren takip etmeye başladım, en çok da bizim vatandaşlarımızı. Durum gerçekten vahim. Herkes Fransa için o kadar duyarlı ki, profil fotoğraflarını Fransa bayrağı bile yapıyor(!) Sürekli sosyal medyaya ilgili twitler atılıyor, devlet büyüklerine geçmiş olsun twitleri atılıyor. Ne gelişmiş ve bilgin bir ülkedeyiz gerçekten(!) İçler acısı şu ki, katil DAEŞ, zamanında Türkiye'de de terör estirdiğinde ne yazık ki aynı durumla karşılaşmadık, herkes birilerini suçladı, sonunda yine katil Türkiye Cumhuriyeti cümleleri dahi kuruldu. Üstelik katili biliyor olmamıza rağmen(!)

Başka bir gözle de yaklaşayım bu konuya, diğer Dünya ülkelerinin bakış açısı. Yani gerçekten anlam veremedim, Mark Zuckerberg(Facebook), profil fotoğrafının arkasına Opak Fransa bayrağı koydu, YouTube Fransa bayrağı koydu, Facebook'ta Fransa için bir program yazıldı, Dünya devletlerinin çoğu Fransa için yazı yayınladı, bir çok "teröre karşı yürüyüş" düzenlemesi yapılıyor. Ama Türkiye'de benzeri olduğunda ki sayı olarak çok daha fazla, herkes sustu, hem de herkes.

Dikkatimi çeken bir diğer konu ise Fransa medya organları, baktığımda hiçbir başlıkta, diktatör Hollande, katil devlet, Hollande bizi ne hale soktu, devlet ne yapıyor, istihbaratçılar çalışmıyor mu, bakanlar istifa etsin, emniyet müdürleri işi bıraksın gibi cümleler kurulmamıştı. Sadece konu terör, terörün kötülüğü ve insanların korkusuydu. Üstelik böyle bir durum olmasına rağmen Fransa Devleti, sınırları kapattı, askeri sokağa çıkarttı, sosyal medyaya sınırlamalar getirdi, yayın yasağı koydu, sokağa çıkma yasağı uyguladı. Ama yine hiçbir ağızdan, hükümet istifa, katil devlet vs. cümleleri duymadık. Oysa ki katil de belliydi: DAEŞ. Aynı katil Türkiye'de de terör estirdi, ama ben açıklama gereği duymuyorum çünkü hepimiz biliyoruz o zaman medyada neler olduğunu.

Zamanında Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, terör örgütleri akrep gibidir. Eninde sonunda kendilerini taşıyanları, destekleyenleri, kullananları da sokarlar. Çünkü karakterleri budur. Gelin bu insanlık düşmanı örgüte karşı hep birlikte mücadele edelim. Teröre karşı sesimizi hep birlikte yükseltelim. İnanın bana o zaman sadece çok daha güvenli bir Türkiye'ye değil aynı zamanda çok daha güvenli bir Avrupa'ya, çok daha güvenli bir dünyaya kavuşacağız, şeklinde cümleler kurmuştu. Araştırın, Fransa kendi ülkesi hariç diğer ülkeleri genel olarak umursamaz, topluluk olarak da faşist bir topluluklardır. Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle DAEŞ'e karşı topluca mücadele edilmesi gerektiğini anlattıkça, ülkeler boşverdi, dinlemedi veya işine geleni yaptı. Ama bakın bugün Avrupa'nın göbeğinde, Fransa'da, "akrep eninde sonunda kendilerini taşıyanları, destekleyenleri ve kullananları" soktu. Şunu da özellikle belirtmek istiyorum, zamanında ISIS diyenler, tamamıyla terör grubuna koyamayan devlet büyükleri ve başta Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, ne oldu da "DAEŞ-Daesh" terimini kullanır oldu?

Bu olaydan sonra belki daha da duyarlı olacak artık Dünya ülkeleri, ama, ey Kardeşim! Ocaklarımıza çok ateşler düşüyor, ülkemiz zor günler geçiriyor, Fransa'dan önce, senden önce, benden önce, Türkiye var! Dualarımızı önce kendimize,devletimize, ve bu milletin insanlarına etmesini bilelim, varsın insanlar bizi duyarlı bilmesin ama, önce biz kendimizi bilelim, "öleceksek de, adam gibi ölelim!" Buna göre yaşayalım. Allah bu millete ve bu ülkeye zeval vermesin, içimizdeki İrlandalıları ıslah etsin, düşman bile verecekse, karakterlisini versin, amin.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 3 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
4 Kas 15 02:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

" Çok Şükür "

Çok şey yaşadık millet olarak kardeşim!

Abdülhamit geldi, "Kızıl Sultan" dediler, aşağıladılar, eli kanlı dediler, gönderdiler!

Menderes geldi, yüklendiler, hakaret ettiler, çok ince davrandı ve asıldı!

Turgut Özal geldi, arkasından neler çevirdiler, hasta ettiler, zehirlediler, gönderdiler!

N.Erbakan geldi, "şeriatçı" dediler, laikliğe aykırı dediler, vatan haini ilan ettiler gönderdiler!

Bugün Recep Tayyip Erdoğan var, "şeriatçı" dediler, laikliğe aykırı dediler, hırsız dediler, ailesine saldırdılar, yüklendiler, aşağıladılar, yapılacak her şeyi yaptılar, "çok şükür" Cumhurbaşkanımız oldu!

Bize Davutoğlu Ahmet Hoca'yı bıraktı arkasından, öyle ya da böyle benimsedik, millet çok çalıştı bu günleri bize Rabbim gösterdi!

Yedirmedik çok şükür, göndertmedik! Bu millet bunları çok gördü ya, gözümüz arkada gitmeyiz artık. Sahip çıkıyoruz artık Devlet adamlarımıza. Zamanında dedelerimiz anlatırdı, siz öyle olmayın derlerdi.Hep bu iki örneği verirlerdi:

Ey oğul, zamanında Sultan Abdülaziz'i göndermek istemişler. Mithat Paşa elinden geleni yapmış, Abdülaziz gitmiş. Sormuşlar Mithat Paşa'ya, "Paşam Abdülaziz gitti, şimdi ne yapacağız?"

Paşa cevap vermiş: "Valla ondan sonrasını düşünmedik!" Düşünün işte zihniyeti, hep aynı devam ediyor bu zihniyet.

Diğerini de anlatacağım tabi ki. Ey oğul, zamanında "Edirne'yi Enver alacağına, Bulgar alsın!" gerisi bizim için önemli değil derlerdi, diye anlatırlardı.

Aslında buradan çıkaracağımız tek bir konu var. Söz konusu vatanın iyiliği ise, gerisi teferruattır kardeşim!

Canım Türkiye'm bu aidiyet duygusu ile milli iradenin tecelligâhının simgesi olduğun için, %85 oranında seçime katıldığın için, bugün bize bu günleri yaşattığın için Allah senden razı olsun. İnşallah önümüzdeki dönemlerde, ayrıştırılmadan, kimse başka kefeye konulmadan, Türkiye'nin doğru orantılı restorasyonunu ve güzelleşmesini hep birlikte izleyeceğiz. Emeği geçen her vatandaşımızdan Allah razı olsun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
05 Kas 23:23

Teşekkür ederim efendim, okumanız çok memnun etti.

05 Kas 23:09

Çok güzel yazmışsınız Alpay bey tebrik ederim

Alpay Gökçe yazdı, 5 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
23 Eki 15 14:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

1 Kasım'a Ramak Kala

26.Dönem TBMM Milletvekili seçimlerine, hükümetin belli olduğu seçime ramak kaldı. İstanbul'da yaşayan insanlar 7 Haziran'dan bu yana belki çok farklı şeyler yaşamadı ama diğer vatandaşlarımızın yaşantıları belirli bir oranda değişti anladığım kadarıyla. Son 1, 1.5 yılda doların bu kadar fazla artması, petrol fiyatları, zamlar bizi derinden etkiledi. 13 senelik Ak Parti hükümeti 7 Haziran'da son bulmuş oldu. Hani hep isteyenler vardı ya, "gelin oy verin,gitsinler" diyenler, gittik oy verdik, gittiler. Ne oldu? Neye yaradı gören var mı? Üstelik bunları söyleyenlerin yaptıklarını gözlemleyenler var mı gerçekten? Aklıma söylemler geldikçe, yazılanlar, vaadler geldikçe gerçekten üzülüyorum. Bizde siyasi sıkıntılardan çok, yerli sıkıntısı var. Türkiye'de yaşıyoruz ama, ülkemize sahip çıkmıyoruz. Ak Parti hükümeti gitti, geride kalan partiler neden bir koalisyon çıkaramadı, çıkarabilmesine rağmen. Neden kimse taşın altına elini koyamadı? Acaba ben gibi insanlar bunu düşünüyorlar mı? Geçtiğimiz günlerde koalisyonların bulunduğu tabloya baktım, yılını dolduran koalisyon yok. İlerleme yok, ülke hep zayıflamış, grafikler hep aşağıya doğru yönelmiş.Nedir bu insanların bunları görmezden gelmesi anlamak gerçekten çok zor. Hele bu günlerde sadece Cumhurbaşkanı üzerinden yürütülen siyaset de beni acayip derecede geriyor. Ne AK Parti ne CHP, ne MHP ne de HDP konuşuluyor. Varsa yoksa Cumhurbaşkanı ve ailesi. Bu gerçekten içler acısı bir durum.

Zamanında Erbakan artık ülkeyi geriyor, o olmasın, Özal artık diktatör oldu, o gitsin diyorlarmış. Şimdi aynı söylemler Erdoğan için geçerli. Türkiye'de hep tarih tekerrür etmek zorunda mı gerçekten? Abdullah Gül'den nefret edenler bir anda onun tarafında oldu. O da sağolsun gerçekten bizleri zor durumda bırakmıyor değil. Devletle irtibatını koparmış, dışarıda kendine PR çalışması yapıyor. Üzücü bir durum "dava" denilen konu eğer söz konusuysa. İnsanlar da çok çatıştı bu dönemde. Bakıyorum da partiler siyasi çalışmalarını da yürütemiyor. Dilimize bile yeni yeni kelimeler geldi, kutuplaşma-ötekileşme gibi. Türkiye bunları kaldırabilecek bir ülke değilmiş gerçekten.

Herkes bir yana sataşıyor. Bir yanda %52 ile seçilmişe kalan %48'in ettiği hakaretler, öbür yanda %41'e rağmen ezilmiş, kaybetmişler, bir tarafta %60'lık blok olduğunu iddia edenler, bir tarafta iste %16'lık "Türk" olduğunu iddia edenler, bu ülkeyi düzelteceğini iddia edenler, %25'lik vaad verenler, her şeyi biz yapacağız sizin birşey yapmanıza bile gerek yok diyorlar adeta, görmüşsünüzdür, kredi kartı borçlarımızı bile ödeyeceklermiş(!) Vay be! Hepsini geçtim, içler acısı bir %13 var. Tamamıyla terörle kaplanmış, ve onlarla hareket eden tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı da ihanet dediğimiz cemaat. Nasıl bu hale geldik, nerelerden geldik düşünmüyor değilim. Günümüz medyasının atakları, gerek yandaş olanlar, gerek karşıt olanlar. Hepsi adeta Türkiye'mizin kuyusunu kazıyorlar. Orta yolu bulup doğruları gösteren, doğruya bizi iten şeyler o kadar azaldı ki. Tek duamız öyle ya da böyle, uzlaşmalı şekilde kurulacak gerek tek partili gerek koalisyonlu düzgün bir hükümet. Eğer bunlar olmazsa gerçekten Türkiye 1980'lere dönecek, belki biz 20-30 yaş arası gençler çok kötü dönemlere şahit olacağız. Büyüklerimizden dinlediğimiz, hiç de şahit olmadığımız şeyler. Allah bize bunları göstermez inşallah diye dua etmekten başka çare bulamıyorum kendimce.

1 Kasım'a ramak kala, ey kardeşim! Git ve oyunu kullan, hükümeti seversin,sevmezsin. Git kullan oyunu, ama tavanı ihanet olanlara, soyu terör olanlara boyun eğmeden kullan oyunu. Bu ülke hepimizin, ileriye birlikte taşıyalım. Yoksa işler yoluna asla giremeyecek. Belki ileride çocuklarımız da bunların acısını çekecek.

Biz hep kararın yukarıdaki iradede olduğunu biliriz, ona dua ederiz. Ülkemizin seçmenleri inşallah "OYun büyük" kavramını algılamıştır.Kimselerin dolduruşuna, medyanın itelemelerine ihtiyacı yok. Vatanını düşünenler gerçekten gereğini yapmalı ve sandığa gitmeli, götürmeli. Allah ülkemize zeval vermesin. 1 Kasım'a ramak kala, 2 Kasım'da Türkiye'nin gelişme inşaasındaki boşlukları doldurmuş şekilde, dolduracak şekilde uyanmamız dileğiyle...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 4 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Eki 15 14:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Dostun Kim Düşmanın Kim Sez Oğlum

Ülkemizde olup bitenler yüzünden "bir" aydır kalemi bırakmıştım. Tekrar geri döndüm, bir aylık gözlemim boyunca siyasi açıdan ileri giden hiçbir şey göremedim. Yine gözlemlerimden yola çıkarak bazı fikirlerim daha da netleşmiş oldu.

Sahi bu ölen insanları düşünen var mı Türkiye'de? Seçim önceleri patlama yaptır-t-ıp kendilerini havaya uçurarak oy devşirmek moda oldu herhalde artık. Hiç baktınız mı ölenlere? Bir tanesi 9 yaşındaydı. Fotoğrafları yayınlanmış çocukcağızın. Üstelik açıklamalara bakınca da kimin yaptığını anlamak çok kolay oldu. Twitter'dan 3-5 kahin, hepsi de sol-devrim örgütlerinden bir kısmına üye, patlama sonrası HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın ölüler üzerinden yaptığı siyaset, hatta yanlış söylemeyelim, espri yaptı. "Kasım'da diktatör devirmek başkadır" dedi. Bunu ya diğer partilerden birileri yapsaydı? Sizce neler olurdu hiç düşündünüz mü? Sırrı Süreyya Önder'in, Figen Yüksekdağ'ın açıklamalar sonrası giderken gülüşlerini, espriden sonra evine dönen Demirtaş'ın istemsiz sırıtmalarını da gördünüz değil mi?

Ne demişti Prof.Dr.Mahir Kaynak: "Bir olay olduğu zaman çok kısa mantıkla düşüneceksiniz, kimin işine yarar? Kimin işine yaradığını bilirseniz kimin yaptığını aynı adresle bulabilirsiniz." Şu ölümler üzerinden bile yapılan siyaset muhtemelen tuttu. Romantik batılı solcu kesimden eminim ki HDP yine oy toplamıştır. Ak Parti kaybetmiştir, MHP kaybetmiştir. Ama suçlu bellidir, onun belli olduğu kadar da suçlanan da ortadadır. Hala Sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili konuşmalar, ailelerine atılan iftiralar ve terörü hortlattı tarzı siyaset devam ediyor ama halk biraz olsun bu olayların ne için ve neden yapıldığını anlamıştır eminim. Üstelik HDP vekilleri Dengir Mir Mehmet Fırat ve Leyla Zana da, barışın teminatının "Erdoğan" olduğunu söylemişlerdi tabi bu HDP'yi biraz terletti ama çabuk sindirdiler. Devlete seri katil diyen S.Demirtaş da gün geçtikçe siyaset üretemediği için hala Cumhurbaşkanı üzerinden prim yapmaya çalışıyor ama son günlerde o da sustu. Farkındaysanız sakallarını da kesmiyor, amacı belli, çok yoruluyor, çok çalışıyor ya, eminim bunu da samimiyetsiz bir şekilde yapıyor.

Biz gerçi sürekli HDP ve S.Demirtaş'ın üzerinden HDP-PKK ve bunun gibi örgütleri konuşuyoruz ama bir o kadar da medyayı konuşmak gerekiyor. Bu konuyla ilgili analizlerimi de sonraki yazılarımda belirteceğim. Önümüzdeki günlerde siz de özellikle Doğan Medya ve Hürriyet Gazetesi'ni takip ederseniz, bu konularda kitap dahi yazılabileceğini anlayabilirsiniz. 1 Kasım'a 2 hafta kaldı. Allah'a dua ediyorum, "metropollerde de bomba patlatırız" açıklamalarını yapan Murat Karayılan'ın ve HDP-PKK'nın planları bu 2 hafta içerisinde işlemez.

Ben ve benim gibi gençlerin bu konularda doğru analizi yapması için, anlıyorum ki çok okuması lazım, dostu kim düşmanı kim, sezmesi lazım.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 2 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 Eyl 15 14:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Son Kale " Bahçeli "

Son zamanlarda Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli hakkında bilgiler edindim, internetten, arkadaşlarımdan ve büyüklerimizden. Sonra onun son konuşmalarını, demeçlerini ve eskiden bu güne siyasette neler yaptığını öğrendim. Son birkaç senedir Devlet Bahçeli'nin artık siyasetten uzaklaştığını gördüm. 6 Temmuz 1997'den beri MHP Genel Başkanı, kendisi 7. kere MHP Genel Başkanı seçildi. Bu güne kadar 13 seçime girdi ve hiç birinde başarı elde edemedi. 18 yıldır Genel Başkanlık görevini sürdürüyor ve hiçbir rakibi yok. Hiçbir zaman da ona rakip çıkmadı. Ne kadar enteresan değil mi? İnsan bunu okuyunca bir "dank" ediyor kafasına...

Üstelik acı başarısızlığı da var. 2002 seçimlerinde "baraj altı" kaldı. Nasıl oluyor da ismi "milliyetçi hareket" olan bir parti baraj altı kalıyor anlamış değilim. Hala da kendisini savunanlar, "devletin başına devlet geçecek" şeklinde ironik düşüncelere sahip olanlar, elini öpenler var. Gerçekten bu benim canımı sıkmıyor değil.

Son seçimlerde de kendisini çok yakından takip ettim. Bu güne kadar kim potansiyel rakibi olduysa hepsini eledi. Partisindeki en değerli kişileri, en önemli, belki de en çok öne çıkan isimlerin hepsinin üstünü çizdi, fazlaca kalp kırdı. Ben size bunun sebebini söyleyeyim: "koltuk"

Özellikle dün açıklanan milletvekili listeleri ile MHP benim canımı iyice sıktı. Yıldırım Tuğrul Türkeş gibi sembol bir ismi Ak Parti'ye kaptırdı. Üstelik Türkeş de doğru olanı yaptı, devletle beraber hareket etti, Başbakan Yardımcısı oldu, sözü çok doğruydu: "Babam 3 vekille iktidar oldu, sen 80 vekille olamadın" Tabi bundan sonra Türkeş Ak Parti adına çalışacak ve kendi oy kitlesini de Ak Parti'ye kaydıracaktır. Daha sonra MHP, Ankara'da Türkeş'in yerine CHP Vekili Mehmet Habreral'ın oğlu, ki kendisi Ergenekon Soruşturmalarında tutuklananlardandı, Erkan Haberal'ı aday gösterdi. Gerçekten MHP'nin zihniyeti çözümlenecek gibi değil. Bir de Gökcen Çatlı var. Abdullah Çatlı'nın kızı. Mecliste bunca "terör yanlısı ve belki de terörist" bulunuyorken Abdullah Çatlı'nın kızı MHP'deydi ve aday gösterilmedi, akıl almaz bir durum. Daha acınası bir durum da Arzu Erdem aday yapıldı. Tamamen bir kürt ve terör yanlısıdır kendisi, Sabahat Tuncel ve kürtlük ile ilgili açıklamaları korkunçtu. Daha sonra yine listede kendine yer bulamayan ve dikkat çeken 2 isim de Engin Alan ve Sinan Oğan, bu kişiler gerçekten Milliyetçi Hareket'i savunan isimlerdi. MHP tabanı da kendilerini çok sever, öve öve bitiremez genel olarak. Ama ne oluyor da bu insanların önü kesiliyor açıkçası yeni yeni anlıyorum ben. Tamamen Devlet Bahçeli egosu, resmen kendine rakip olabilecek herkesi yok etmeye odaklamış kendini, zaten iktidar olmak, ülke yönetmek gibi bir derdi hiç bir zaman olmadı.

Devlet Bahçeli'nin son bombası ise Meral Akşener oldu. Olmadık sözlerle, yıpratmalarla geçtiğimiz seçim öncesinde de kendisine edilen kötü sözler ile zaten küstürüldü. Son darbeyi de Devlet Bahçeli dün kendisine vurdu ve aday gösterilmedi. Sebebini söyleyeyim, Türkiye'nin büyük bir çoğunluğu Meral Hanım'ı sever, ve MHP'nin başına da ister. Devlet Bey de bunu erkenden gördü ve onun da ipini çekti. Bu işin başına geçtiğinde belki böyle davranmıyordu ama son senelerde yaptıkları herşeyi açık açık anlatıyor aslında. Şimdi bilmiyorum ben MHP'li kardeşler neden, ne için, nasıl MHP'ye oy verecek?

1 Kasım 2015'te görüşmek üzere...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Alpay Gökçe yazdı, 2 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
9 Eyl 15 02:00

Alpay Gökçe

Puan: 635

Algı(!) Operasyonu

Gün geçtikçe acı haberlerle sarsılıyoruz vatandaşı olduğumuz, uğrunda canlar feda edilmiş, bayrağı bile kan ile çizilmiş olan ülkemizde...

Yalnız farkında mısınız? Silahlardan çok medya konuşuyor, medya yazıyor, medya insanları yönlendiriyor. Hatta ve hatta, medya da terörle işbirliği yapıyor, bu ülkeyi karıştırmaya çalışıyor. Zaten bu ülkeyi karıştıranlar hep oldu, hep bir İttihat ve Terakki çabası oldu, hep bir Enver gireceğine Bulgar girsin zihniyetinde olanlar oldu. Ben de günlerdir yakından takip ettiğim medyada çok açık algı operasyonları gördüm, belki de bunları yakından görürsek ülkedeki bazı sorunları çözebiliriz.

Diktatör'den hesap sorun oyunuzu HDP'ye verin diye twit atan Doğan Haber yarım saat geçmeden twitini sildi, ardından "hacklendik" diye okuyucusuna gerizekalı dedi adeta. Aynı Doğan Haber geçtiğimiz günlerde Hürriyet Gazetesi'nde Cumhurbaşkanı'nın söylemlerinden de, karaktersiz şehit babaları diye bir cümle yaptılar. Oysa Cumhurbaşkanı'nın anlattığı "karaktersiz" devletin polisi ve askerine, Saray'ın polisi-askeri diyenlerdi. Onlardan hep var olduğunu belirtti, tabi karaktersiz olanlar, yarım saat sonra haberini siliverdi. Okuyucularını bir sonraki gün, yine gerizekalı yerine koyan Doğan Medya'nın gazetesi Hürriyet, ayrıca kendilerini Türkiye'nin medyadaki medyanın "Amiral Gemisi" olarak nitelendiriyorlar, kendilerine açılan haberde algı operayonları yapmak adına soruşturmayı da haber yaptılar, haberin konu başlığı, "Anayasa'da yok" tu. Yani demek istiyorlar ki biz yaptık algı operasyonumuzu, zaten twitterdan da yaklaşık 5000 Retweet aldık, üzerine bir de sildik, bir de gelmişsiniz bize dava açmışsınız, ama bu suç değil ki, Anayasa'da yok! Yok öyle dava arkadaş! Seçmene de, okuyucuya da açık açık hakaret ediyorsunuz adeta her gün.

Yine aynı şekilde bugün Hürriyet Daily denen aynı medyanın gazetesi, 400 milletvekili ile alakalı olan konunun başında Cumhurbaşkanı'nın cevabının ilk 1 dakikasını keserek yayınlayarak "hala 400 milletvekili diyor" şeklinde algı yönetimi yapmış. Üstelik sonda da "but, you can't beat us" şeklinde yazılmış. Kimsenin sizi yok etmek veya yenmek gibi bir derdi yok, adam gibi haber yaparsanız, doğru haberler yaparsanız kimse zaten dokunamaz.

Yine geçtiğimiz günlerde Hollanda maçına şehit çocuğu ile birlikte giden Sayın Başbakan için kirli propagandalar yapıldı. Dağlıca'daki şehitler ve gol sonrası sevinç fotoğrafları paylaşılıp "riyakar, sinsi, yüzsüz, istismarcı" şeklinde ithamlarda bulunuldu. Hiç araştırdınız mı? Ben araştırdım. Başbakan maç öncesinde, şehit ailesine uğruyor. Aile maça gitmek istiyor, dayısı ve şehit çocuğu maça gidiyor. Sayın Başbakan'ın hemen arkasında dayı oturuyor. O anların hepsi kameraya yansıdı. Ne deseydi başbakan? Tabi ki hayır, ailenizi maça götüremem mi deseydi ? Şehitlere istismar diyecek olursak da, böyle bir istismar olur mu? Başbakan Haberi aldığından itibaren sürekli telefonla görüştü, maç bittiğinde de tüm programlarını iptal edip toplantı yapmak için Ankara'ya döndü. Ankara'da da onu bir çok yönetici karşıladı. Doğrunun yanında olacaksanız, buyurun size doğrular.

Madem "Türkiye'nin medyadaki Amiral Gemisi" olarak adlandırıyorsunuz kendinizi. Ben size bir istismar veya riyarkarlık anlatayım. Geçtiğimiz günlerde TBB'nin yaptığı Adli Yıl Açılışı'nda Başkan Ümit Kocasakal ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun halay çektiği, oyunlar oynadığı, alkış tuttuğu videoları da yayınlayın. İnsanlara ettirgen çatıyla haber yapıp duruyorsunuz günlerdir, mesela, "Bomba erken patlatıldı, 1 çocuk öldü" şeklinde haber yaptınız, bombayı patlatan PKK, çocuğu katleden PKK, yani bir terör örgütü, ama bunu yazmaktan korkan bir Doğan Medya. Hatta ve hatta, bomba zamanında patlasaydı, yani askeri araç geçerken, heralde sevineceklerdi diye düşünmüyor değilim. Siz bunları olduğu gibi yayınlayın, algı operasyonlarını bir kenara bırakın. Ben de Doğan Medya'nın tüm gazetelerine inanmaya başlayayım, hatta abonelik alımı varsa yapmaya da razıyım. Düşün artık bu ülkenin yakasından!

Yazımı bitirmeden, tam bu konuyla alakalı bahsederken, kısa bir mola verdim, haberlere baktım. Doğan Haber Ajansı twitter hesabından bir haber yayınladı. İçerik şu: "Dağlıca, Iğdır ve Tunceli'den hain saldırı haberleri gelirken Erdoğan güncel mesajlar verdi." Yani normalde Cumhurbaşkanı, bu terör olayları ile ilgili konuşuyor. Ama yaptıkları haber, Cumhurbaşkanı terörü boşvermiş, güncel mesajlar veriyor. İşte algı operasyonu budur. 1 saat geçtikten sonra da o twiti silip yenisini atmışlar. Haber şu: "Cumhurbaşkanı Erdoğan,Dağlıca ve Iğdır'daki hain saldırılarla ilgili güncel mesajlar verdi." İnşallah demek istediğimi anlayıp, bu küçük ama çok zekice olan akıl oyununu bu millet "algı"lar. Algı operasyonları da başarısız olmuş olur.

Değerli okuyuculara ve yazarlara tavsiyem, lütfen birileri için yaşamayalım, kendimiz olsak; doğru yoldayız demektir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.