Türkiye Aktivitesi
2481 ziyaret
1 online
Sıla Münir
Okur-bozar

Türkiye Puanı

1386 puan Yeşil Kalem

Derecesi

14 [Toplam 1622 kişi]

Türkiye
Tümü(26)
Sıla Münir yazdı, 18 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
25 Kas 16 06:00

Sıla Münir

Puan: 1386

"Yıkılış" Ertuğrul mu Acaba?

Çok vâveylâ kopunca bir de ben bakayım dedim şu haberlere...

Diriliş Ertuğrul dizisi ile alakalı yani.

Osmanlı torunuyuz hamdolsun.

Çok seviyorum.

Fakat tarihimizi, tarihleri ve vesikalarıyla anlatacak kadar bilgim yok. Okuyup anlayabildiğim kadarı, sevmemin şart olduğunu hissettiriyor.

Çok seviyorum.

Bu çok sevmek, içinde her türlü güzel hissi barındıran bir sevmek;

Rumeli Hisarı'nın taşlarını gözü yaşlı okşayıp, o taşlarla konuşmayı bir de...

Ecdadımızın türbelerindeki kedilere hürmeti de... Kimbilir o mihmandarcıkların dedeleri, onların da dedeleri görmüştür muhterem Sultan'larımızı. Öpülesi elleri kimbilir ne kadar sıvazlamıştır sırtlarını...

Diriliş Ertuğrul dizisini izlemedim hiç.

Kıyas edilemez belki ama ifade etmeden geçemeyeceğim, Muhteşem Yüzyıl dizisinin fragmanını dahil izlemiyorum. Tahammülüm yok kesinlikle.

Tarih içerikli dizilere genel manada bir önyargım var.

Hanım sultanlarımızın başı/bağrı açık gösterilmesi ağırıma gidiyor.

Yazar Murat Başaran beyefendi, Doğudan Geldiler adlı eserinde diyor ki;

"Bugün kim ki Osmanlı'nın ve Osmanoğulları'nın aleyhine bir cümle kurarsa, biliniz ki bizden değildir. "

Çok ağır.

Ve mutlak hakikat!

Şimdi gelelim meramıma...

Olayın tepkileriyle alakalı, Okan Bayülgen 'in retweetlediği tweet'lere bir göz gezdirdim. Çok utandım!

Hatası ne olursa olsun insan düşmanına bile böyle galiz küfürler etmemeli. Ne olursa olsun! Asalete yakışmaz...

Şimdi daha mı iyi oldu?

O şahısa küfredince Osmanlı daha mı yüceldi?

En acısı ne biliyor musunuz?

İçinde, Osmanlı, Müslüman, Türk kelimelerinin geçtiği bir cümlede, galiz küfürlerin de bulunması. Düşünün aynı cümle içinde kullanılıyor. Ne acı, ne utanç verici, ve ne yazık!

Böyle sevecekseniz sevmeyin Osmanlı'yı!

Böyle savunacaksanız savunmayın Osmanlı'yı!

Kelimeler insanın şahsiyetini yansıtır...

Kelimeler insanın zarafetini yansıtır...

Kelimeler insanın haysiyetini yansıtır...

O yazılanları binlerce insan okudu. Osmanlı'yı seven, sevdiğini iddia eden bir insanın, o mübareklerin kullanmayı bırakın, akıllarına bile getirmediği kelimelerle kendilerini savunduğuna değil memnun olmak, o devirde yaşasalar dilinizi keserlerdi dilinizi!!!

Zannetmeyin ki ben,  zarif İstanbul Türkçe'si kullanılan nezih ortamlarda büyüdüm.

Ama küfürü ruhum sevmedi hiç.

OSMANLI'YI seven MÜSLÜMAN bir TÜRK asla küfretmemeli.

Ben bu mevzuda iddialı ve fikr-i sabitim.

Osmanlı'nın savunurken, asaletini yansıtmak gerekir.

Kendi rezaletini değil!!!

Not: Fotoğrafdaki anekdot, Yazar Murat Başaran 'nın Doğudan Geldiler adlı eserinde yeralmaktadır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sıla Münir yazdı, 39 misafir olmak üzere 43 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
25 Eki 16 18:00

Sıla Münir

Puan: 1386

Birinci Dereceden Yakınını Kaybetsen Ne Yaparsın?

- Birinci dereceden yakınını kaybetsen ne yaparsın?

Ablan? Abin? Kardeşin? Amcan? Dayın?

- Biterim! Hiçbirşey eskisi gibi olmaz. Hayatımı devam ettiremem! Dayanamam!

- Yalan! Koca bir yalan!

Bitmezsin;

etrafındakiler için daha da bir güçlenirsin. Hatta onun sahip olduklarına destek olmak için kederini hep gizlersin.

Hayatını devam ettirebilirsin... Sana bağımlı kimseler varsa devam edersin hayatına. Belki ıstırabınla onları üzmemek için daha da sarılırsın dünya telaşına. Yeni meşgaleler bile edinirsin.

Dayanırsın...

Unutma, 'İnsan, nisyan ile malüldür'. Öyle bir dalarsın ki hayata, onu belki bazen bir fotoğraf karesi, ona dair bir kimse hatırlatıverir sadece. Vicdan azabın devreye girer burada...

Herşey eskisi gibi olur;

yemek yersin, uyursun, gezersin, film izlersin, dostlarınla bir araya gelip var gücünle kahkahalar atarsın.

Ama yatağına girmeden her gece ve girince hep aklına o gelir. Çünkü onunla o vakte kadar bir hayat paylaşmışsındır. Belki bir sofrada, bir düğünde, bir cenazede, bir işte...

Her kahkahanın sonunda, belki bir kavgada , gözünün önüne onunla da güldüğünüz hatıralar gelir. En azından bir tanesi...

Sevdiği bir yemekse yediğin, garib olursun. İştahla yerken, çatalınla dürtmeye başlarsın. Sofradakiler anlayana kadar, öylece oyalanırsın sonra isteksiz devam edersin.

İzlediğin filmlerin ölüm sahnelerine mıhlanırsın. Yahut kahramanlar arasında onunla senin gibi yakınlık derecesi varsa gözlerin ekrana sabitlenir. Kimse bu kadar dikkat kesilmene bir mânâ veremez hatta yadırgarlar bile.

Yeni birşey almaya heves etmezsin. Sadece ihtiyaçlarını temin edersin. En sevdiğin/arzu ettiğin şeyi bile alsan, zerre sevinç hissetmezsin. Şükredersin elbette...

Bir sene sonrasına hazırlık yapanlara şaşırıp kalırsın. Kendine çok güvenenlere acırsın. Vaktini beyhude harcayanlara acımak ile karışık öfke duyarsın, ölüm bu kadar hesapsız   ve ani gelecekken, nasıl bu kadar rahat olabiliyorlar diye...

Belki şimdi o, hep beraber olduğunuz karelerde olmayabilir. Ama hatıralarda daima vardır...

Her gece bir ince sızı ve okuduğun dualar ona doğru hep yola çıkar artık.

Tabi bu hislerin birçoğu, vefat eden yakınına olan bağlılığına ve muhabbetine göre değişir.

Not: Fotoğrafdaki şiir, üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ÇİLE isimli eserinde yeralmaktadır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
26 Eki 23:38

Misafir

güzel yazı fakat biraz yetersiz

26 Eki 02:15

Akıcı, güzel ve düşündürücü. Tebrikler.

Sıla Münir yazdı, 7 misafir olmak üzere 12 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
23 Eki 16 02:00

Sıla Münir

Puan: 1386

Değirmen!

Aslında ben şiir yazmayı seviyor ve tercih ediyorum. Şair değilim. Olamam da. Şiir yazmaya yeltenmem de, yazmayı, bilhassa hicvetmeyi sevmemden kaynaklanıyor. Haddim olmadığı halde "mesaj" veren şiirleri kaleme almayı pek seviyorum.

Bu yazıyı ise, bir çığlık bir haykırış olarak nitelendiriyorum.

Gâh âdetim gâh meşguliyetlerimden sebeb, uzunca süredir bir filmin başına geçmedim. Şöyle yemeğe salata niyetine bakınayım diye gezindim biraz evvel. Vah ki kaybettiğim kıymetli vakitlere! Bu yazıyı da peşi sıra yazdım ki samimi olsun. Sıcağı sıcağına tüm zehrimi kusayım!

Son senelerin Türk (?!) filmlerine baktım. Daha doğrusu bakamadım. Büyük bir kısmının muhtevası, özenti, taklit, edebe mugayyir ne varsa hepsi... Tarih, kültür, vs... filmlerini kasdetmiyorum.  Hoş, bu filmlerin bazıları da benim için komedi ya da ağır dram mahiyetinde sayılır. O mevzular zaten çok derin, girmemek en iyisi...

Mevzumuza dönersek...

Hiç masum, hiç ticari, hiç ama hiç emek verilmiş gibi bir bakış açısıyla bakamıyorum. Tamamen kasıtlı yapıldığına inanıyorum!

İdeolojik bakmamak lazım öyle mi?

Hadi oradan!

Yazıklar olsun diyorum bu değirmene, bu değirmene erzak taşıyanlara...

Din, ahlâk, tarih, dil, tüm değerlerimiz bu değirmende öğütülüyor ve yeni nesil bunlarla besleniyor.

And olsun benim evlatlarım bu değirmenin öğüttükleriyle beslenmeyecek Allahü teâlâ'nın izniyle!

Karınca misali de olsa emeğim var!

Ve dahî yürek dolu ümidim var!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
24 Eki 13:02

Sıla Münir

Puan: 1386

İnşallah. Çok teşekkür ederim.

24 Eki 03:00

Karınca misali de olsa okuyanlar var... Daha da olur inşallah. kelamınıza kaleminize sağlık !

Sıla Münir yazdı, 1 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Haz 16 06:00

Sıla Münir

Puan: 1386

Ramazan Tedirginliği

RAMAZAN TEDİRGİNLİĞİ

Mübarek Ramazan-ı Şerif ayı gelince, birçoğumuz kaleme kağıda sarılır, çeşitli duygularımızı, hususen bu mübarek aya kavuşmanın sevinciyle alakalı hislerimizi ifade etmeye çalışırız.

(Sahi, kalem kağıt tarihe karışmıştı değil mi? Geçenlerde bir yazara kitabını imzalatmak istedim, benim kalemimle imzalattım. "Ooo kalem de güzel yazıyormuş.." dedi. Bendenizde bir havalar bir havalar...  )

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzre, hep yazılanın aksine, ben sizlere yıllarca yaşadığım Ramazan tedirginliğinden bahsedeceğim.

Bu ay sevinçli bir aydır. Bu ayın gelişine sevinmek normal olandır. Birlik, beraberlik duygusunun perçinleştiği, dünyevî ve uhrevî kazançların misliyle hakedildiği bir aydır bu ay. Tabi layığı ile hürmet edenler için geçerli bu kural.

Ben maalesef çocukluğumdan beri hiç sevinçle karşılayamadım.

Çünkü babam çok sinirli bir insandı. Ölüm sessizliğinde, sadece çatal kaşık seslerinin olduğu sahur sofrası... Bir kelâm edecek olsan, kaş/göz yapan, çimdik atan bir anne... Öyle ki ekmek istersen yerle yeksan olacakmışsın gibi...

Babana dolduracağı çayı bile korka korka soran bir anne. Kızacak korkusuyla çok karıştırmayıp, şekeri tam erimeden içilen çay...

Ahhh hele iftara dakikalar kalan vakitler... Kâbus gibi çöreklenirdi üzerime. Belki bir saat kala yanına yaklaşılamayan baba... Zaten aynı evde karşılaşmaya bile imtina ederdik. Annem rahat tabi, mutfağı en güvenli sığınağı. Biz çocuklar tombik taşı gibi ortada, höt dese yıkılacak vaziyetteyiz. Hele kış ayına denk geldiyseee. Hele sigara içen bir babaysaa, aynı odada iftarı beklemek azapların en şiddetlisi... Kıpırdasa, ayağa fırlayıp, 'birşey mi istedin baba?' deyip, nöbet geçirdiğim vakitler...

Manzara değişmez elbet.

Kaşık çatal nağmelerine şahit bir sofra...

Yıllarca bu manzara ile yaşayan bir çocuk nasıl sevinebilir ki Ramazan'ın gelişine?

Mübalağa etmiyorum, aman bana sataşmasın diye son dakikaya kalacak olan her işini halledip, iftara kadar ya sayfalarca Kur'an-ı Kerim okuyup gözleri ağrıyan ya da dışarıdan içeri girmeyen birini tanıyorum. Annem.

Namaz kılmayan, fakat her Ramazan, namaz kılmayan evlatlarına; 'Ahırdaki ineğe de akşama kadar ot vermezsen o da oruç tutar!' diyen de babam...

Birçok çocuğa babası sevdirir Ramazan ayını. Anne mutfak işlerine ağırlık verdiği için sevdirmek de ağırlıkla babaya düşüyor bir nebze. Fakat maalesef bende bunlar hiç olmadı. Ramazan'ın gelişine sevindiremediğiniz çocuğunuzu, asla başka bir şekilde samimiyetle sevindiremeyeceksiniz!

Elbette bu hatıra mutlu sonla bitti hamdolsun. Maşallah, kırkbeşinden sonra namaza başlayan babam, ellisinden sonra da Kur'an-ı Kerim öğrendi. Her Ramazan hatim indiriyor. Sofralar mı?

İftara dakikalar kala avuç avuç torunlarına meyve istihkakı ayarlayıp, bıkmadan muhabbet eden babamla huzur içinde vaktin girmesini bekliyoruz.

Artık sofralar da mutlu çok şükür.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sıla Münir yazdı, 2 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Kas 15 01:00

Sıla Münir

Puan: 1386

Sevmedim!

Seksenli yıllarda doğdum. Babam işçi idi. İlkokula gitmek için ısrar ve heves ettiğim dönemde yaşım tutmasa da idareten kabul edildim ve devamı geldi.

Üçüncü sınıfa kadar aynı öğretmen okuttu bizi. Kısa ve kıvırcığa yakın dalgalı saçları vardı. Kışın her gün bir kişiye çamurlu botlarını bezle sildirirdi. Sorumluluk duygusundan mıdır yahut bir şekilde adam yerine konuyor olmaktan mıdır bilinmez, biz de yarış içine girerdik öğretmenin çamurlu botlarını silmek için. Üçüncü bir şık daha var elbet; dersten yırtmak.

Öğretmenimizin yaşı sanırım kırka yakın idi. Saçları çok dökülüyordu. Yine hemen hemen her ders bir öğrenci, öğretmenin arkasına geçer, sırtındaki saçları temizlerdi. Bazıları ileri gider, (şaka gibi ama inanın abartmıyorum) elini öğretmenin sırtına sokar, oradaki saçları da temizlerdi. Bu mide bulandırıcı vazife bana da denk gelmişti.O travmayı hâlâ atabilmiş değilim.

Bu öğretmenimiz, onu çok sever, bize de onu çok sevmemizi tenbihlerdi. Öğretmenimi çok sevseydim, belki onu da sevecektim, ama olmadı; sevemedim...

Beşinci sınıftayken bir öğretmenimiz yaz tatilinde neler yapacağımızı sordu. Herkes belli başlı cevaplar verdi. Bana sıra gelince her yaz olduğu gibi Kur'an-ı Kerim kursuna gideceğimi söyledim. Yüzünün rengi değişti, "Kim sokuyor bunları aklınıza " dedi. O da onu çok seviyor ve bizi teşvik ediyordu. Belki o öğretmenim benim ideallerime saygı duyup, o yorumu yapmasaydı ben de onun sevdiğini severdim, ama olmadı; sevemedim...

Orta okuldayım...

İmam Hatib...

Vatandaşlık hocamız çok tatlı bir hanımefendi idi. O, onu sever miydi bilmiyorum ama hissetmedim de, bize de hiçbir şekilde dikte etmedi. O yüzden vasata inmişti duygularım. Tâ ki İnkılâp Tarihi hocasını tanıyana kadar. Küt saçlı, genelde etek ceketli, orta yaşlı, çatık kaşlı ve gülüşünü hiç görmediğim bir hoca idi. Bir de bize böcek görmüş gibi bakışları kalmış aklımda... Derste uykusu gelmeyen yok gibiydi. O da severdi onu belli, fakat böyle bir dersi fırsat bilip sevdiremedi...

Türkçe hocam! Hep dua ederim ona, 'Allahü teâlâ evlatlarının karşısına baba gibi kimseler çıkarsın ömür boyu' diye.

Bize üç sene boyunca hiçbir şey empoze etmedi. Kimi ne kadar çok seviyordu bilemedik. Öğrettiği "AHLÂKIN İLKESİ" mıh gibi çakıldı yüreklerimize. Bizimle beraber sıra zımparaladı, pantolonunun paçalarını sıvayıp sınıfın yerlerini yıkadı, bazen kendi yıkadığı bazen de bizim evde yıkayıp getirdiğimiz sınıf tüllerini o taktı. Bunları yaparken o da biz de öyle eğlenirdik ki... Ve onu bazılarımız baba yerine koyar, hatta mübalağa etmiyorum,öz babamızdan daha şefkat ve sevgi dolu hissederdik. Kendini böylesine sevdirmiş bir hoca, öl dese ölünürdü belki. Ama o kimi ne kadar sevdiğini hissettirmedi ve bizi de yönlendirmedi. Sadece "Kendine yapılmasını istemediğin birşeyi başkalarına da yapma!" olan ilkeyi "öğretti" ve sevdirdi.

Lise...

Edebiyat hocamız da onu çok severdi. Bizim için seçtiği klasiklerden, şiirlerden ve tavsiye ettiği kitaplardan anlamıştım. İmam Hatip okulunda Edebiyat hocamdan değil de, vefat yıldönümünde yapılan ufak bir merasimde, ağlayarak okunan bir şiirinden sonra duydum Necip Fazıl Kısakürek ismini! Bunu farkettikten sonra tüm alakamı kaybettim edebiyat hocama, o da sevdiremedi...

Bir insan, birini Allah için severse, doğruluğunu araştırmadan onun sevdiklerini de sever. Etrafınızda muhakkak böyleleri vardır.

Mutaassıb bir ailede büyümeme ve İmam Hatip okulunda okumama rağmen, tahsil hayatım boyunca, alaka gördüğüm/gösterdiğim hocalarımın büyük bir kısmı sol görüşlü idi. Her ne hikmetse, tam kuvvetli bir bağ kurmaya başlarken ani bir kopuş yaşıyordum. Bu kopuşun sebebi görüşleri değil de, içten içe baskı kurdukları "onu sevdirme çabası " idi. Ne hazindir ki, hemen hemen hepsi, dinimi ehl-i sünnet üzere öğrenmeme ve yaşamama sebeb olan şanlı ecdadıma düşmandı. Bu onları ve sevdiklerini sevmemeye yeter de artardı bile!

Bir insan "Allah için" sevdiği kimsenin tüm sevdiklerini sever. Bende de bu haslet şuursuz, şeksiz, şüphesiz olacak derecede bulunmaktaydı. Yazar Murat Başaran bir yazısında bu denli sevgiyi ".....varsın kocakarı imanı desinler! " diye tasvir etmişti yanlış hatırlamıyorsam.

Eğer o hocalarımı sevseydim, onların sevdiklerini de muhakkak severdim.

Onu sevmek şanlı ecdadıma düşmanlığı gerektiriyorsa:

Hiç ama hiç sevmedim hamdolsun!

Ve bu benim en büyük mutluluk kaynağım!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sıla Münir yazdı, 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
11 Eyl 15 10:00

Sıla Münir

Puan: 1386

Yakındır!

(Rabbin rızası, ana babanın rızasında, gazabı da, ana babanın gazabındadır.)[Buhari]

(Ana-babasının rızasını alan mümine Cennetten iki kapı, üzene de Cehennemden iki kapı açılır.) [Beyheki]

(Hak teâlâ, bazı günahların cezasını kıyamete kadar geciktirir. Ana-babaya isyan bundan müstesnadır.) [Hakim]

(Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, reddolmaz.)[Tirmizi]

(Merhamet etmeyene, merhamet edilmez, acımayana acınmaz.) [Müslim]

(Yetimi ağlatmaktan sakının!) [İsfehani]

(Şu iki zaif hakkında Allah’tan korkun! Dul kadın ve yetim çocuk.)[Beyheki]

Bu hadis-i şerifleri neden mi naklettim?

Yüzlerce anne ve baba evlat acısı çekiyor. ..

Yüzlerce kadın sevdiğinin toprağını avuçladı. ..

Yüzlerce çocuk boynu bükük yetim kaldı. Babalarını ancak fotoğraflardan tanıyacaklar.

Babasızlığın ise tarifi imkânsız!

Tatmayan anlamaz! Kimileri yakından müşahede ettiği halde merhametten yoksun hareket ediyor hattâ. ..

Yukarıdaki Hadis-i şerifleri şehirlerdeki ilân panolarına (bilboardlara) asmayı ne çok isterdim.

Bunca yürek yangını!

Bunca kırık kalp!

Bunca acı dolu feryâd!

Teselliye güç yetmeyen ocaklar!

Korkun bu yanan yüreklerden!

Çünkü bu yüreklerden sıçrayan her bir kıvılcım kül olmanıza yetecek!

Yakındır!

Çok yakın!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.