Türkiye Aktivitesi
2437 ziyaret
1 online
Sıla Münir
Okur-bozar

Türkiye Puanı

1373 puan Yeşil Kalem

Derecesi

14 [Toplam 1615 kişi]

Türkiye
Kültür-Sanat(4)
Sıla Münir yazdı, 10 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 Nis 18 17:00

Sıla Münir

Puan: 1373

Bö(Ğ)Rü'mde Bir Sızı
5343fdc0cfc399075a25af1df5cfea5a1523542469

Başlığından da anlaşılacağı üzere, muhteviyatı kesinlikle tenkid değil, sadece kalp kırıklığı olan bir yazıdır bu...

Bu arada, sadece izleyen olarak yazıyorum yoksa tv sektörüne ait bilgi birikimi ve tahsilim yok.

7. bölümü sinemalarda gösterilecek olan 6 bölümlük mini dizi Börü, Türkiye tarihinde gelmiş geçmiş en sahici, samimi, kaliteli, profesyonel bir dizi olarak kayıtlara geçmiştir. Bana göre diğer kanallardaki vatan-millet içerikli, yapmacık ve fantezi ürünü tüm dizileri silip süpürdü. Hele son bölümde 15 Temmuz'un canlandırması... Ağlamaksa; sahiden ağladık.. Öfke ve nefretimiz; sahiden tazelendi.. Tüm ekip yaşamış ve hissetmiş, hissettirdi...

Dağ filmlerinin yapımcılarından da böyle bir kalite beklenirdi. Hattâ nihayet hakkıyla bir Çanakkale filmi yapabilecek yapımcıların var olduğu ümidimi yeşerttiler...

Gelelim müteessir olduğum hususa...

Ahiretin varlığına inanmayan, ölüme böyle koşa koşa gitmez...

Hiçbir inancı olmayan kimse, vatan için ölmeye giderken "düğün" diyemez, "vazife" diyemez... Vatanını karşılıksız seven her nefer ölünce ot olmayacağını bilir...

Holywood filmlerinde bile şövalyelere öldükten sonra nasıl güzelliklerin beklediğini coşa coşa haykırır kumandanları.

Börü'de de şehadet yeri gelince ifade ediliyor.

Ama neden;

bu yapımlarda bir tane bile Kelime-i Şehadet getirerek vefat eden şehit yok?

Ama neden; hatırı sayılır miktarda Allah inancı taşıyan, yeri geldiğinde dağda bayırda, ayazda namaz kılan vatan evlatlarından bir tane bile göremedik bu yapımlarda.

Ben dinini temiz ihlaslı Anadolu dedelerinden, ninelerinden dinleyerek büyümüş ve öyle yaşamaya çalışan mütedeyyin bir kimseyim.

Bu dizide benden çok parça var. En başta o kusursuz vatan aşkı... Çünkü o dedelerim; " Vatan sevgisi imandandır." Hadis-i Şerifini gönlüme nakşettiler.

Ama en mühim parçamı her bölümde ümitle bekledim...

Maalesef bu cihetiyle boynumu bükük, yüreğimi mahzun bıraktı BÖRÜ...

5343fdc0cfc399075a25af1df5cfea5a1523542469

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Sıla Münir yazdı, 10 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 4 yorum yapıldı.
24 Mar 17 21:00

Sıla Münir

Puan: 1373

Güvendiğim Dağ'lara
ee5f55f4d28afb48bbe526709e5bcde81490381856

ee5f55f4d28afb48bbe526709e5bcde81490381856

Herkese hep romantik, hep efsane geliyor. Fakat hakikaten Türk'ün cesaretinin, yürekliliğinin bir misli yok.

Ondaki vatan sevgisinin emsali yok!

Akılla çözülecek birşey değil. Sizin de nefesiniz daralıyor mu bu mevzuu böyle düşünürken. Ben dişlerimi sıkıyorum, gözlerime yaş hücum ediyor...

Daha evvel fazla film, özellikle de fazla Türk filmi izlemediğimi yazmıştım.

Hele tarihi...

Hele askeri...

Hani demiştim ya, "Kahramanlar leyla/mecnunculuk oynuyor. Hocaları şarapçıdan bozma meczubu andıran ihtiyar.

Analar bacılar fettan".

Tavsiye üzerine Dağ 2 filmini izledim.

Her şeye rağmen, nihayet dedim.

Nihayet, izlenmeye değecek bir film yapılmış.

Sinema eleştirmeni değilim. Öyle özel efekt, kurgu, vs.'den de anlamam. Sadece seyirci olarak bu film hakkındaki fikirlerimi ifade etmek istiyorum.

Oyunculuk mükemmel.

Bazı sahneler hakikaten gerçeğini aratmıyor.

Hissiyatı doruğa çıkaran kısımlar...

Bir tanesi, Eşref'in vurulduktan sonra Arif'e, "Beni kalkan yap!" demesi... Hangi mantıklı izahla mutmain olabilirsiniz bu sahnede? Olamazsınız! Akılla anlaşılabilmesi mümkün değil.

Esir olan kızın komutana ağlayarak dua edip sarılması...

Keskin nişancının şiirleri... Şahane düşünülmüş.

Kimileri diyor; vay arkadaş, o kadar kişi ikiyüz kişiye nasıl karşı koydu?

Arthur ve şovalyeleri saksonlara nasıl karşı koydularsa öyle... Onlar süper film, kült film. Tabi tabi...

Tüm ekibi tebrik ediyorum.

Tabi bazı sahneler de üzmedi değil...

Bir kere; bilmem kaç yıl, meşakkatli eğitim ve sonrasında operasyonlardan çıkmış, vatan için ölümü sevgili edinmiş bir komutanın vicdanına, bacaksız bir gazeteci-yazarın, klasik edebiyat ifadeleriyle seslenmiş ve uyandırmış olması hayal kırıklığına uğrattı beni. Fetih 1453'deki gibi hani... Koskoca fetih bir kadının gazıyla nihayete eriyordu ya... Anlatanların yalancısıyım. Hamdolsun izlemedim.

Müezzin olmak isteyip de sesi güzel olmadığı için olamayan Arif, manidar bir mesaj verdi. Bu kulaklar ne ezanlar duydu.

Şehid olan askerlerin en azından bir tanesi kelime-i şehadet getirebilirdi.

Vatan sevgisi imandandır, unutulmasın.

Aman burada farklı manalar çıkmasın.

En büyük müştereğimiz vatan sevgimiz, bunun şuurundayız. Bu şuurla binlerce yıl her köken, millet ve dinden insanlar barış içinde yaşamış, yaşadı, yaşayacak!

15 TEMMUZ'da da bunun kabak gibi misalini gördük. Meyhanedeki ayyaş da koştu, camideki sofi de.

Benimki, hani, herkes gezmeye giderken siz evde olmak zorunda kalırsınız, içinize bir hüsran, bir küskünlük çöreklenir. Hah, işte tam bu hislerle yazıyorum bunları. Kimsenin görüşünü/hayat tarzını eleştirmek ve kötülemek değil maksadım. Sadece beklentilerimi ifade etmeye çalışıyorum.

İçki sofrasında vatan sevgisi dolu iki yiğit...

Zina eden vatan sevgisi dolu bir yiğit...

Harâm işlemek ayrı...

Küfre düşmek ayrı...

Farkındayım.

Bir tanesi mi din diyanet işlemez, tatbik etmez?

Ben üzülüyorum.

Benim vatanım için ölen, ölümü göze alan askerimi anlatacaksınız, benden hiçbir parça olmayacak?

Olmaz!

Ben buna içerlenirim!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
28 Mar 08:05

Sıla Münir

Puan: 1373

Estağfirullah. Teşekkür ederim.

28 Mar 06:14

Misafir

Sıla münir yazılarınızla ilk defa Türkiye gazetesinde rastladım gerçekten çok içtendi aklımdan geçen düşünceleri yazılarınizda buldum elinize emeginize sağlık

Sıla Münir yazdı, 6 misafir olmak üzere 8 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
6 Oca 17 02:00

Sıla Münir

Puan: 1373

Kitaplar İnsanın Cihetini Belirler

Peyami Safa'nın Yalnızız adlı eserini okurken almış olduğum anektotlar sanki bu günün gençliğine, bu günün beyinlerine hitab eder anlamlar yüklüydü:

"Bu inat nedir bilir misin? Şahsiyetsizliğin yerini alan kör ve karanlık bir benlik duygusudur. İnsanı saadete de, felakete de götürebilir. Önünü görmediği için düzlükle uçurum arasındaki farkı, adımını attıktan sonra anlar."

"Neden kepaze bir azlık sana cesaret veriyor, örnek oluyor da, bütün o binlerce, yüz binlerce evi dolduran sessiz ve temiz insanları düşünmüyorsun."

"Ey bahtsız! Tarihinin hiçbir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ve düşman olmadın. Laboratuarında aradığın, incelediğin, oyduğun, dibine indiğin, sırrını deştiğin her şey arasında yalnız ruhun yok."

"İnsan ya geleneklere karşı koyup açık ve cesur yaşamalı, yahut da inandığı bazı kıymetler varsa, onlar için fedakarlık yapmalı. En çirkin şey ikisine birden sahip çıkan müraîliktir."

Kıymetli muharrir ve mütefekkir Rahim Er beyefendinin "Hayatın Rengi İnsan" adlı eserinden anektotlarla devam ediyorum. Herkesin okuması lazım gelen bir eser... Neden mi? Aslında tüm yolların sevgiden geçtiğini idrak etmemize vesile olan bir eser. Şöyle ki, en azılı islam düşmanlarından bile iyi temennilerle bahseden bir kalemle, gönül eri ile karşı karşıyayız da o bakımdan. Ha, bu sözümüzle, diyalogculuğun o anlaşılamaz (itikadi bakımdan)  hoşgörüsünü kasdettiğimi sanmayın. Anlayanlar anladı zaten.

Eserimize geri dönersek, rahmetli Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in anlatıldığı kısımdan bir paragrafta bugünün aydınlığını/aydınlarını düşünmeye sevkedecek tahlillerde bulunuyor:

"Çok fazla magazinleştiğimizi kabul etmeliyiz.

İnsanlık belki de büyük faziletlerini zor şartlara borçlu. Acaba muma mı daha minnettarız, elektriğe mi? Daktiloya, bilgisayar mı, divit kaleme, mürekkebe mi? Konfor, düşmanımız oldu. Lüks yaşamakla çok para harcanabilir. Düşünce kabiliyeti ayrı, kendini bir mum gibi insanlık için eritmek farklı. Necip Fazıl, ömrü boyunca bir tek kulübenin sahibi bile olamadı. Milyonların gönlündeyse yer etti. Allah'ın rızasına, insanların duası ile kavuşulur."

Aynı eserde, Barış Manço'nun anlatıldığı kısımdan şu anektot da kendi özünden utanan, medeniyet ve uygarlık adına başkalaşmaya çalışıp köklerinden kopanlara ibret olsun:

"İstanbul doğumluyum; Galatasaray Lisesi'nde okudum, Belçika Kraliyet Akademisi'ni bitirdim. Otuz sene Fransızca konuştum. Bu açıdan bakılınca batı kültürü ile yetişmiş bir adam olarak görünüyorum. Anadolu topraklarını ilk olarak 19 yaşındayken gördüm. 55 yıllık hayatımın büyük bir bölümünü yabancı ülkelerde konuşarak ve yaşayarak geçirdim. Ona rağmen hâlâ kendi dilimden, dinimden ve halkımdan kopmadım. Diğer insanlar 15 günlük tura gidince hemen dönüyorlar ve gittikleri ülkenin dili ile konuşuyorlar. Ben dilimi 35 yıldır bozamadım, 15 günde bir insanın dili Türkçe'den kayabiliyorsa o insanın geninde bozukluk vardır."

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
06 Oca 02:14

"Anadolu topraklarını ilk olarak 19 yaşındayken gördüm. 55 yıllık hayatımın büyük bir bölümünü yabancı ülkelerde konuşarak ve yaşayarak geçirdim. Ona rağmen hâlâ kendi dilimden, dinimden ve halkımdan kopmadım"

Sıla Münir yazdı, 18 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
25 Kas 16 06:00

Sıla Münir

Puan: 1373

"Yıkılış" Ertuğrul mu Acaba?

Çok vâveylâ kopunca bir de ben bakayım dedim şu haberlere...

Diriliş Ertuğrul dizisi ile alakalı yani.

Osmanlı torunuyuz hamdolsun.

Çok seviyorum.

Fakat tarihimizi, tarihleri ve vesikalarıyla anlatacak kadar bilgim yok. Okuyup anlayabildiğim kadarı, sevmemin şart olduğunu hissettiriyor.

Çok seviyorum.

Bu çok sevmek, içinde her türlü güzel hissi barındıran bir sevmek;

Rumeli Hisarı'nın taşlarını gözü yaşlı okşayıp, o taşlarla konuşmayı bir de...

Ecdadımızın türbelerindeki kedilere hürmeti de... Kimbilir o mihmandarcıkların dedeleri, onların da dedeleri görmüştür muhterem Sultan'larımızı. Öpülesi elleri kimbilir ne kadar sıvazlamıştır sırtlarını...

Diriliş Ertuğrul dizisini izlemedim hiç.

Kıyas edilemez belki ama ifade etmeden geçemeyeceğim, Muhteşem Yüzyıl dizisinin fragmanını dahil izlemiyorum. Tahammülüm yok kesinlikle.

Tarih içerikli dizilere genel manada bir önyargım var.

Hanım sultanlarımızın başı/bağrı açık gösterilmesi ağırıma gidiyor.

Yazar Murat Başaran beyefendi, Doğudan Geldiler adlı eserinde diyor ki;

"Bugün kim ki Osmanlı'nın ve Osmanoğulları'nın aleyhine bir cümle kurarsa, biliniz ki bizden değildir. "

Çok ağır.

Ve mutlak hakikat!

Şimdi gelelim meramıma...

Olayın tepkileriyle alakalı, Okan Bayülgen 'in retweetlediği tweet'lere bir göz gezdirdim. Çok utandım!

Hatası ne olursa olsun insan düşmanına bile böyle galiz küfürler etmemeli. Ne olursa olsun! Asalete yakışmaz...

Şimdi daha mı iyi oldu?

O şahısa küfredince Osmanlı daha mı yüceldi?

En acısı ne biliyor musunuz?

İçinde, Osmanlı, Müslüman, Türk kelimelerinin geçtiği bir cümlede, galiz küfürlerin de bulunması. Düşünün aynı cümle içinde kullanılıyor. Ne acı, ne utanç verici, ve ne yazık!

Böyle sevecekseniz sevmeyin Osmanlı'yı!

Böyle savunacaksanız savunmayın Osmanlı'yı!

Kelimeler insanın şahsiyetini yansıtır...

Kelimeler insanın zarafetini yansıtır...

Kelimeler insanın haysiyetini yansıtır...

O yazılanları binlerce insan okudu. Osmanlı'yı seven, sevdiğini iddia eden bir insanın, o mübareklerin kullanmayı bırakın, akıllarına bile getirmediği kelimelerle kendilerini savunduğuna değil memnun olmak, o devirde yaşasalar dilinizi keserlerdi dilinizi!!!

Zannetmeyin ki ben,  zarif İstanbul Türkçe'si kullanılan nezih ortamlarda büyüdüm.

Ama küfürü ruhum sevmedi hiç.

OSMANLI'YI seven MÜSLÜMAN bir TÜRK asla küfretmemeli.

Ben bu mevzuda iddialı ve fikr-i sabitim.

Osmanlı'nın savunurken, asaletini yansıtmak gerekir.

Kendi rezaletini değil!!!

Not: Fotoğrafdaki anekdot, Yazar Murat Başaran 'nın Doğudan Geldiler adlı eserinde yeralmaktadır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.