Mehmet Mert Şahi̇ntürk
The owls are not what they seem. Esogü'13 - La Litterature Comparée

Türkiye Puanı

318 puan Turkuaz Kalem

Derecesi

48 [Toplam 1642 kişi]

Türkiye
Tümü(1)
Pinledikleri(0)
Mehmet Mert Şahi̇ntürk yazdı, 307 kez açıldı, 4 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
31 Mar '16 13:00
Fi̇l Yutmuş Boa Yılanı mı Şapka mı?

Geçen gün elime geçen bir çocuk kitabı beni bu satırları yazmaya iten şeydir. Nedenini sormayın gerçekten bilmiyorum. ‘Küçük Prens’ kitabı bir saatte bitecek kadar kısa fakat üzerinde günlerce düşüneceğiniz bir kitap. Çocuklar için yazılmış fakat anlatıcının bir yetişkin olması yetişkinlere yönelik mesajlar da içermesi gerektirdiğini düşündürdü bana. Bu satırlar kitabın bir özeti değil, bende bıraktığı izlenimleri açıklayan birkaç kelimedir sadece. Şayet kitabı okursanız ne demek istediğimi anlayacağınızı umuyorum.

İlk olarak, resim çizen bir çocuğun bu tutkusundan vazgeçirilmesi söz konusu. Bu çocuğu matematik, coğrafya, tarih, dil bilgisi gibi alanlara gönderme eğilimi içerisinde olan büyükleri var ve bunu yapmadaki amaçlarının resmin(sanatın) karın doyurmayacağı korkusu.

‘Tabi onlara nasıl olduklarını anlatabilmek imkansızdır.’ Yirminci sayfada böyle bir cümle var. Bence yazar insanların kendi doğrularıyla yaşadığına ve eleştiriye kapalı olduğuna dem vurmak istiyor. Tabi bu dürtümüzün altında bencillik yatıyor.

Yirmi altıncı sayfada yazar, insanın yaşadığı çevreyi de en az kendisi kadar temiz tutmasını söylüyor. Çünkü tabiat ta canlı bir varlıktır ve sadece tek bir kişinin değil herkesindir. Herkesin hakkı vardır tabiatta. Saygı duymalıyız.

‘Çok üzgün olduğunda seviyor insan günbatımını.’ Bu cümle üzgün bir insanın ister istemez kendisini batan güne benzettiği gerçeğine dayanıyor. Çünkü insan üzüldüğünde bitmiş, tükenmiş ve kapkara bir halde bulur kendisini.

‘Gereksiz cümleleri fazla umursamıştı ve sonuçta bu onun kalbini kırmıştı.’ Yazar bu cümlesiyle insanın her şeyi kafasına takmaması gerektiğini söylüyor ki sonuna kadar katılıyorum.

Kitabın orta bölümlerinde küçük prens birkaç gezegeni dolaşıyor ve o gezegenlerde birkaç tiple karşılaşıyor ve yine mesajlar veriyor okura. Yönetecek kimsesi olmayan bir kral, içmekten duyduğu utancı içerek unutan bir ayyaş, sayılardan(para) başka bir şey düşünmeyen bir muhasebeci vs. Hepsi kendi küçük dünyasında yaşıyor. Yani hepsinin cenneti de cehennemi de kendisi. İnsanların çok gururlu olduklarına değinen yazar aynı zamanda insanların çok bencil olduklarını da söylüyor. Ek olarak beşinci ve içlerindeki en küçük gezegene giden küçük prens orada bir fenerciyle karşılaşıyor ve onu seviyor. Çünkü başkaları için bir şey yapıyor. Fakat küçük prens onun yanında kalamıyor çünkü gezegende ikinci bir kişiye yer yok. Yazar sadece kendini değil başkalarını da düşünen insanların çok zor bulunduğuna değiniyor bence.

Çiçeğini başıboş bırakan küçük prens pişmanlık duyuyor çünkü o çiçek üzerinde sorumluluğu var. Yazar insanın sorumlu olduğu şeyin üzerine fazlaca titremesinin iyi olduğunu öğütlüyor biz okurlara.

‘Evcilleştirdiğimiz şeye karşı sorumluyuz.’ Bu cümle kitabın sonlarında geçiyor. Bence evcilleştirmeden kasıt benzerlerinden ayrılan şey ve ona karşı duyulan eşsiz sevgi.

Kitaptan kesitlerle bir şeyler anlatmaya çalıştım. Kitabın bence asıl söylemek istediğiyse insanların ne görmek istediğini bilmemesi. Gözümüz görüyor fakat körüz. Yani fil yutmuş bir boa yılanını şapka olarak görmemeliyiz, kalbimizin sesini dinlemeliyiz. Çünkü tek gerçek kalbimizin söylediğidir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

14 Oca '17 04:16

Misafir

That's a creative answer to a difulcfit question

CEVAPLA